Opción Obrera: Geçiş mi, boyun eğme mi?

Geçiş mi, boyun eğme mi?

Venezuela’daki kardeş örgütümüz, bir çağrı yayınlayarak, Kuzey, Orta ve Güney kısımları ve Karayipler dahil olmak üzere tüm Amerika kıtası çapında, sınıf mücadelesi temelinde emperyalizme karşı birleşik direniş çağrısında bulundu.

 

Sınıf mücadelesi mi, sınıf uzlaşması mı? Venezuela'yı bir protektora olarak tanımlamak, “ne kel ne de peruklu” şeklindeki Venezuela atasözünü hatırlatıyor. İlan etmekle, buyurmakla bir ülke protektora olmaz.

3 Mart Cumartesi günü ABD'nin mücrim saldırısı, kamuoyuna yavaş yavaş duyurulmaya başlandı. Örneğin, önce Küba hükümeti Kübalı yoldaşların öldürülmesini kınadı, daha sonra öldürülen Venezüella askeri personeli hakkında bilgi verildi, sivil kurbanlar hakkında ise pek bir şey söylenmedi. Kesin rakamlar yok, yaralılar hakkında da henüz bir şey söylenmedi, yoksa hiç mi yaralı yok? Altyapı tahribatı konusunda, Venezuela Bilimsel Araştırma Enstitüsü'nün tahrip edildiği, Matematik, Fizik, Kimya, Ekoloji ve Nükleer Teknoloji Birimi olmak üzere 5 araştırma merkezinin zarar gördüğü veya tahrip edildiği öğrenildi, ancak bu zulümlerin hesabını kimin vereceği belli değil.

Saldırgan taraf olan Trump hükümeti adına sürekli olarak yüksek kalibreli açıklamalar yapılıyor. Özetle, Enerji Bakanı Chris Wright'ın dediği gibi, ilk olarak uzun süreli bir vesayet uygulamayı ve bunu petrolün süresiz kontrolü ile birleştirmeyi planlıyorlar.

Ayrıca, Rubio, Hegseth ve Vance'in öne çıktığı bir grup tarafından koordine edilecek, Venezuela için üç aşamalı bir plan uygulayacaklarını da açıkladılar. Bu planın tüm aşamalarında petrol sektörü başrolde olacak, buradan elde edilen gelir yönetilecek ve hedefi belirlenecek.

İlk aşama, Venezuela ekonomisini “istikrara kavuşturmak” ve ABD petrol şirketlerine tazminat ödemek için petrol gelirlerini elde etmekten oluşacak. İkinci aşama, otuz yıllık Chavezciliğin ardından petrol sektörünün ve kurumların yeniden ele geçirilmesi ve ulusal uzlaşma sürecinin başlatılması olacak. Üçüncü aşama ise, geçişin kesin olarak normalleşmesi, sivil toplumun yeniden inşası ve demokratik bir hükümetin kurulması için atılacak adımlar olacak. Belki de demokratik yerine sömürgeci demeli.

Çok açıkça ve tekrar tekrar söyledikleri üzere, petrol gelirlerinin tamamı, bunun nasıl harcanacağını kendilerinin kontrol edecekleri şekilde yönetilecek ve tüm operasyonlar ulusal güvenlik çıkarlarına uygun olacak.

Ancak, ABD deniz kuvvetleri, güvenli olduğu düşünüldüğü sürece, yani geçici yetkililerin talimatlarına harfiyen uyduğundan emin olunana kadar konuşlandırılmaya devam edecek ve elbette bunun masrafları Venezuela’nın petrol gelirlerinden geri ödenecek.

Venezuela hükümeti ise bu bunları ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Petróleos de Venezuela, S. A. (PDVSA)’nın, 7 Ocak'ta ABD ile şu anda müzakere halinde olduğunu ve sürecin Chevron gibi uluslararası şirketlerle yürürlükte olan benzer şemalar altında yürütüldüğünü bildirdiği önemli açıklama gibi, tüm açıklamalar kısa ve muallak.

Chevron söz konusu olduğunda, her şeyin Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) koşullarına göre uygulandığını hatırlıyoruz. Şimdi, ABD hükümeti yaptırımları kaldıracağını söylüyor, ancak onlar her şeyi kontrol ettikleri sürece bunun bir önemi yok.

Öncelikle, tekrarlamak pahasına da olsa, 3 Ocak Cumartesi günü yaşanan suç eylemlerini netleştirmek büyük önem taşıyor.

Günün ilk saatlerinde, Caracas'ın çeşitli noktalarında ve yakınındaki La Guaira limanında şiddetli, kanlı ve yıkıcı bir gece saldırısı başladı. Ayrıca Maduro ve garip bir şekilde eşi Cilia Flores de kaçırıldı. Bu, örneğin Honduras Cumhurbaşkanı Zelaya'nın kaçırılmasından çok farklıydı, çünkü Zelaya pijamalarıyla ve eşi olmadan kaçırılmıştı.

Sonra, şafak vakti, İçişleri Bakanı D. Cabello ve Savunma Bakanı Padrino, devlet başkanının kaçırıldığını belirtmeden, saldırıyı kınayan ve halka sükunet çağrısı yapan açıklamalar yaptı. İşgalciler tarafından öldürülenlerin varlığından bahsetmediler. Ardından Delcy Rodríguez, Maduro'nun kaybolduğunu duyurdu ve kime yönelik olduğunu belirtmeden, hayatta olduğuna dair bir kanıt talep etti. Hepsi sükunet çağrısında bulundu, olanlarla ilgili herhangi bir yanıt veya savunma yapmadılar.

Olayların üzerinden yaklaşık 10 saat geçtikten sonra, öğle saatlerinde Trump, eylemle ve eylemin başarısıyla övünerek, Maduro'nun kaçırıldığını doğruladı ve Delcy Rodríguez'i Venezuela'nın temsilcisi olarak tanıdığını açıkladı ve Rubio'nun onunla önceden görüşmeler yaptığını ekledi. Ayrıca Maria Corina Machado'yu reddettiğini bildirdi. Ardından Rodríguez de bir açıklama yaptı, ancak cinayetlerden bahsetmedi ve barış anlaşması arayışında Trump ile diyalog halinde olduğunu doğruladı.

Bu şiddetli saldırı karşısında halka yönelik herhangi bir çağrı yapılmadı

Tüm bunlar, ABD'nin Venezuela'ya yönelik Aralık ayında uyuşturucu üretimi ve depolaması nedeniyle bir liman, bir depo ve bir çiftliğin bombalanmasının ardından, ABD'ye uyuşturucu taşıyan teknelerin ve mürettebatının ortadan kaldırıldığına dair doğrulanmamış haberlerle daha da belirginleşen sürekli saldırılarının karşısında tuhaf bir hal alıyor. Bütün bunlar ABD savaş gemilerinin konuşlanmasıyla başlayan senaryonun devamı niteliğinde.

Hükümetin bu çok sayıda cinayet içeren ve bazıları muhtemelen sahte olan, operasyonlar karşısında, herhangi bir resmi açıklamada bulunmamıştır. Bu müdahaleler emperyalizmin suç ortağı olan medya tarafından ısrarla kullanılıp istismar edilmeye devam edilmektedir.

Daha önce, Obama'nın kararnamesi, ekonomik yaptırımlar, abluka, başarısız darbeler, sabotajlar, müdahale, Yabancı Varlık Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından altın, gemi ve uçak hırsızlığı, petrol müsaderesi gibi tacizler vardı.

Hükümet, bu konuda açıklama yapmak ve yanıt vermek konusunda ülkeye karşı kaçamak davranıyor ve bazıları gerçek, bazıları ise sadece iddia olan bu olaylar, ABD medyası tarafından duyuruluyor.

Bir karşılaştırma yapmakta fayda var

Venezuela'da şu anda olanlar, soykırıma karşı kahramanca mücadelesini sürdüren Filistin'de olanlarla bağlantılıdır. Bu, direnişin tarihi bir dönüm noktasıdır.

Bunlar aynı sorunun, aynı ortak nedenin iki unsurudur. Orada, ABD ve onun İsrailli yardakçıları, Ekim 2023'e kadar Batı Asya üzerinde uyguladıkları acımasız ve insanlık dışı kontrolü ellerinden kaçırmaya tahammül edemezler. İbrahimî anlaşmalarla, Arap ve Fars halkları üzerinde dehşet saçarak kontrolünü genişletip güçlendirmeyi amaçlıyorlardı. Ancak Filistin direnişi, bu stratejik petrol ve gaz bölgesini ve aynı zamanda Doğu Asya ile Avrupa arasında geniş bir ticaret kavşağı olan bu bölgeyi sonsuza kadar kontrol altında tutmak isteyenlerin bu korkunç planının devam etmesini engellemek için ayağa kalktı.

Güney Amerika'nın kuzeyinde, Karayip Denizi'ne bakan Venezuela, en büyük petrol rezervlerine, güvenilir ve düşük üretim maliyetine, dar geçitler ve koylardan geçmeyi gerektirmeyen açık deniz yollarına sahip, Orinoco şeridindeki bu petrolün ve geleneksel petrolün muazzam karşılaştırmalı avantajlarını itibarsızlaştıran hiçbir kamuoyu da yok. ABD'deki fracking denilen üretimin maliyetini veya Esequibo'nun kuzeyindeki elverişsiz bir açık deniz platformunun maliyetini karşılaştırmak aradaki farklı görmeye yeter.  

Tüm bunlar olurken, Chevron'a petrol teslimatı yerine getirilmeye ve bu şirket tatmin edilmeye devam ediliyor. Repsol, İtalyan ENI ve Maurel & Prom ise beklemede. Bu şirketlerin tümü, Maduro hükümetini tanımayan ülkelerin şirketleridir.

Bunu nasıl ele almalıyız?

Venezuela “petrol” demektir, ama... petrol işçileri olmadan olmaz. Öncelikle onlar olmadan hiçbir şey olmaz, ama metal işçileri, gıda üreticileri, hizmet, sağlık ve eğitim çalışanları da olmadan olmaz. Ancak grev, toplu sözleşme, sendika özgürlüğü ve temel ihtiyaçlara uygun ücretler gibi haklarımız yok.

Ancak ürettiğimiz şey (petrol) nedeniyle Venezuela dünya sahnesinin ön planında yer almaktadır BM Güvenlik Konseyi’nde ABD Kongresi’nde tartışılmakta Şili, Kolombiya, İspanya, Brezilya ve Meksika'nın ortak açıklamalarına konu olmaktadır.

Bu “geçiş” sürecinde onları kim koruyor?

Venezuela'da, bu bağlamda dünya düzeninin hesabı görülüyor: Bir yanda ABD, kendi arka bahçesi ve dalkavukları —Milei, Kast, Paz, Noboa, Jeri, Mulino, Bukele, Orsi, Ekvador ve Peru'da ve yakında Honduras'ta Asfura—; diğer yanda ise ilericilerin başarısızlığa uğrayıp hatalarını tekrarladıkları, işçilerle birlikte inşa edilmesi gereken o egemen ve zaruri alan.

Ayrıca; Çin, Rusya, gerek Ukrayna gerekse Filistin ve Batı Asya'nın ortak noktası, enerjinin bu küresel savaşın ve anlaşmazlığın merkezi olmasıdır.

Herkes safını belirlemelidir; Venezuela'da saldırı noktasından yola çıkılmalı, ancak ne Küba'nın savunulması ve devrim sonrası kazanımları ihmal edilmeli ne de emperyalizm ile her iki ülkenin (Küba ve Venezuela) hükümetleri birbirine karıştırılmalı veya özdeşleştirilmelidir.

Maduro diktatör mü? Ne derseniz deyin ama diktatör değil; üstelik ABD, istediği zaman, istediği yere diktatörler yerleştirir zaten. Bu durum, nasıl mücadele edileceğini, sloganları, araçları, amaçları, ana düşmanları ve ikincil düşmanları bilmek açısından temel öneme sahiptir.

Hepsinden öte; sadece dayanışma değil, bugüne kadar eksik olan ortak mücadele de gereklidir. Bu gereklilik, sadece her geçen gün IV. Enternasyonal'in aciliyetini bize hatırlatan olaylardan dolayı değil; aynı zamanda parçalanmış haldeki sözde Trotskist partilerin, ülkelerinin ötesini, hatta burunlarının ucunu göremedikleri ve sekterlikleri yüzünden milliyetçiliği aşamadıkları bir bağlamdan kaynaklanmaktadır. Aşılması gereken bu milliyetçilik bazen ülkenin sınırlarını da aşar; bu kez mevzu Venezuela'dır ve bu mesele ya devrimci ya da karşı-devrimci bir biçim alacaktır. Ya nerede durduğumuzu anlayıp ve ona göre hareket edeceğiz ya da kendi göbeğine bakıp Venezuela konusunda somut tek bir mücadele sloganında birleşemeyerek hata yapmaya devam edeceğiz. Burada tüm Amerikalıların (kıta halklarının) kaderi söz konusudur.

Başkan Maduro'nun Venezuela'ya koşulsuz dönüşü için ileri!

ABD'nin mücrim hükümetiyle ilişkileri kesin!

Tüm Latin Amerika ve dünyadaki ABD üsleri kapatılsın!

ABD'ye bir damla petrol yok!

Sömürücü ABD şirketleri, Latin Amerika topraklarından defolun!

Obama'nın 2015 yılında yayınladığı ve halen yürürlükte olan, Venezuela'yı ABD'nin güvenliği için bir tehdit olarak ilan eden 13692 sayılı kararnameyi kaldırın!

Kahrolsun emperyalizm!

Sendikal özgürlük ve grev hakkı için, Amerikan işçilerinin mücadeleci birliği için ileri!

Göçmenlerin tam hakları için ileri!

Kuzey, Orta ve Güney Amerika ile Karayipler'de Sosyalist Amerika Birleşik Devletleri için ileri! 

 

Opción Obrera (Venezuela)

9 Ocak 2026