Uluslararası Che Guevara Tugayları
Trump durmak bilmiyor. Hem politik nedenlerle hem doğal yaşı nedeniyle acelesi var. Şimdi ülkelere ikişer ikişer el atıyor. 3 Ocak’ta Venezuela Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırdıktan sonra yeniden İran’ın üzerine gitmeye başladı. Ama bir yandan da Küba’ya ambargo uygulayarak ada ülkesini petrolsüz, doğal gazsız, dolayısıyla elektriksiz, benzinsiz, mazotsuz bıraktı.
Trump hükümeti bir hükümetle “görüşmeler”e başlarsa sevinmeyecek, tam tersine uzun uzun düşüneceksiniz. Venezuela başkanıyla pazarlıkları üç ayı aşkın süreye yayıldı. Karşılıklı tek telefon görüşmelerinde Maduro’ya “ne güçlü sesin varmış” diye takdirini bile ifade etmiş, sonradan Amerikan basını yazdı. Maduro da Trump’a barış gülücüğü olarak danslar etti, şarkılar söyledi. Sesi epeyce bet, ama Trump’ın müzikten anlamaması normal. Sonunda “saraydan başkan kaçırıp” adamı New York’un insan hakları ihlalleri açısından bizim 12 Eylül cezaevlerini aratmayacak bir hapishanesine tıktılar. Şimdi orada siyahi alt düzey uyuşturucu kaçakçıları ile siyahi düşmanı beyaz mafya bozuntusu orta kademe gangsterler arasında şarkı söylüyor mudur, bilinmez. Biz onun haklarını savunur, ülkesine ve görevine dönmesini talep ederiz ama şimdi ülkeyi yönetmekte olan eski yoldaşlarının bunu isteyip istemeyeceklerini bilemeyiz.
Görüşmeler başladı mı düşüneceksiniz dedik. Şubat başında bir hafta sonu ABD-İran savaşının başlamasına ramak kaldı. Yine görüşmeler yapılıyordu. Trump, anlaşmalar tıkanınca, İran’ın başındaki en yetkili önder olan dinî rehber Ali Hamaney’e bir mesaj yolladı: “Kaygılanmalı”! Bunun gangster kültüründe olduğu gibi müstakbel kurbana uyarı raconu olduğu açıktı. Nitekim Şubat sonu-Mart başı Hamaney İran devletini yöneten ekibin çok önemli bir bölümüyle birlikte katledildi.
Son günlerde ise Küba konusunda bir şayia bütün dünyaya yayıldı. Trump yönetiminin Küba yönetimiyle görüşmelere başladığı, ABD hükümetince basına sızdırıldı. Devrimden beri Küba’nın başında hep devrimin en büyük lideri Fidel olmuştu. Sonra o hastalanıp bir süre sonra da ölünce yerini (kendisi de devrimin önderlerinden biri olan) Raúl Castro almıştı. Ama o da çok yaşlandı, günümüzde 94 yaşında. Yıllar önce devlet başkanlığından ayrıldı, yerini Küba Komünist Partisi içinden yetişmiş Miguel Díaz-Canel’e devretti.
Ancak pazarlık onunla ve hükümetiyle yürütülmüyor. Pazarlık Raúl Castro’nun torunlarından, onun adını taşıyan ve bu yüzden “Raulito” (“küçük Raúl”) olarak bilinen biriyle yapılıyor. 41 yaşında olan bu beyefendi, iş âlemi ile iyi ilişkileriyle tanınırmış. Komünist ilkeler üzerinde katı bir ısrarı yokmuş. Zaten konuşulan şeyler tamamen pratik işlermiş. Bilenler vardır, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba göçmeni bir ailenin çocuğudur. Görüşmeleri (muhtemelen İspanyolca olarak) o yürütüyormuş.
Küba her ülkeden farklı. Bu ülkenin halkı dev ABD’nin burnunun dibinde Fidel Castro ve Che Guevara önderliğinde bir devrim yaptı, Amerika’nın komisyoncusu gibi çalışan ülke burjuvazisini mülksüzleştirdi. 67 yıldır da Amerikan emperyalizmine ve dünya kapitalizmine kafa tutuyor. Dünyada 1991’e kadar sosyalizm bir sistem olarak var olduğunda, yoksul bir adanın ayakta kalmasının sorunları uluslararası dayanışma ile çözülebiliyordu. Ama önce Sovyetler Birliği çökünce, ardından Venezuela’nın başta sağlık hizmetleri olmak üzere yoksul mahallelerde sosyal hizmetler alanında yaptığı çalışmaya karşılık Küba’ya petrolü avantajlı bir fiyattan vermesine bu ülkeye ABD darbesiyle son verilince işler sarpa sardı. Tabii ABD sadece ekonomik baskı yapmıyor. Küba’ya ticarî alanda mutlak ambargo uyguluyor. 80 yıldır “ticaret özgürlüğü”nün insanlığa yararları konusunda yaygara yapan emperyalist ABD’nin şimdi uluslararası hukuku ayaklar altına alarak böyle bir ambargo uygulaması gerçek bir komedi.
Bu “görüşmeler” komedisine karşı bütün dünyanın işçi partileri, komünistleri, sosyalistleri, devrimcileri artık uyanık davranmalı. Küba’da anlaşma olsa bile ülkeye saldırı olabilir. Hatta bu tür bir saldırının kaçınılmaz olduğu bile söylenebilir. Trump-Rubio ikilisi, bu “görüşmeler” yolunu, ülkenin gardını indirmesi için benimsemiş olabilir. Öyleyse, bayrak sallayarak dayanışma ifade etmenin dönemi geride kalmıştır.
Ne yapılabilir? Trump’ın dünya savaşına doğru en hızlı biçimde yürümekte olduğu bu dönemde en ileri dayanışma biçimini ortaya atmak ve hızla inşa etmek en doğrusudur. Bütün dünyanın Küba’daki işçi devletini savunmayı kendine görev bilen siyasi partileri bir araya gelerek Küba’yı savunmak amacıyla bir askerî güç oluşturmalıdır. Küba zor durumda kalan ülkelere hep yardım etti. Angola’nın sömürgecilere karşı savaşını kazanmasını sağlayan, 1975’ten itibaren Küba güçlerinin güneybatı Afrika’ya çarpışmak için gitmesi olmuştur.
Şimdi sıra bizde. Dünyanın geri kalan ülkelerinin işçi sınıfında. Ambargoya karşı, adanın muhtemel işgaline karşı, işçi devletinin yıkılışına karşı hep birlikte harekete geçelim. Geçen yüzyılın en şerefli sayfalarından biri olan İspanya İç Savaşı ve Devrimi’ndeki (1931-1939) Uluslararası Tugaylar’ı örnek alalım. Ve elbette adını Küba’nın ve bütün Latin Amerika’nın insanlığa hediye ettiği, 20. yüzyılın ikinci yarısının en büyük devrimcisi Ernesto Che Guevara’ya ithafen Uluslararası Che Guevara Tugayları koyalım.
Böylece, emperyalizmin Üçüncü Dünya Savaşı’na komünistler olarak erkenden bir adım atmış oluruz.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.






