Yarım kalan hayatların önüne geçmenin tek gerçek yolu: Sınıf siyaseti

iş cinayetleri

Sivas’ta devrilen beton pompasının çarpmasıyla kalıbın içine düşen 23 yaşındaki gencecik bir işçinin yarım kalan hayalleri… Amasya’da, torun sevecek yaşta, 65 yaşında bir işçi ağabeyimizin inşaatın çatısından düşerek hayatını kaybetmesi… Eskişehir’de elektrik arızasını gidermeye çalışırken akıma kapılan işçi kardeşimiz… İzmir’de arıtma tesisinde kullandığı atık toplama kamyonu çamurla dolu çukura düşen işçi kardeşimiz… Ve Dilovası’ndaki Çolakoğlu Metalurji… Birkaç metrelik basit bir yaşam halatının çok görülmesi yüzünden metrelerce yükseklikten beton zemine çakılarak yaşamını yitiren sınıf kardeşlerimiz… 8 Kasım’da Dilovası’nda Ravive Kozmetik adlı parfüm fabrikasında, bir dizi ihmal sonucu hayatını kaybeden 3 evladımız, 4 kız kardeşimiz…

Ülkede resmen her gün yeni bir isimsiz mezar kazılıyor, fabrikalardan, şantiyelerden, tersanelerden, madenlerden çıkan cansız bedenler bu isimsiz mezarları dolduruyor. Yaşanan ölümlerin hiçbiri tesadüf değil. Hiçbiri talihsizlik değil. Hiçbiri işçinin bir anlık dalgınlığının sonucu değil. Ve en önemlisi, hiçbiri “görünmez kaza” değil. Her biri göz göre göre gelen, patronların kârını her şeyin üstünde tutan bu düzenin eseri. Ve sermaye düzeni bu cinayetlerin sadece faili değil, aynı zamanda sorumluları aklamanın, cezasızlıkla cesaretlendirmenin de aracı. Son dönemde yaşanan çeşitli iş cinayetlerinin davaları görüldü. Bu davaların duruşmalarının her biri adeta patronların dokunulmazlığının tescil edildiği yerlere dönüştü.

3’ü çocuk 7 işçi kardeşimizin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik davası en çarpıcı örneklerden birisiydi. Ravive Kozmetik’te fabrika binası kaçaktı. İşçiler kayıt dışı ve sigortasız çalıştırılıyordu. Fabrikada herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığı gibi, denetim de yapılmıyordu. Bu şartlarda göz göre gelen iş cinayetinin tek sorumlusu yalnızca patron değil. Patrona bu denli göz yuman, adeta her türlü denetimden muaf tutan düzenin kurumları da sorumluydu. Giden geri gelmiyor ama işçi ailelerinin yüreğine bir nebze olsun su serpecek şey “adaletin yerini bulması” olurdu. Ne var ki devlet, mahkemenin kendisini emekçi halktan, sorumluları da adaletten kaçırmaya çalıştı. Mahkeme heyeti türlü ihlaller yaptı, işçi ailelerinin avukatlarının her türlü talebini reddetti. Emekçi halkın adalet talebi, sermayenin yasalarının hâkim olduğu mahkeme koridorlarında yankısız kaldı. Birkaç yetkilinin feda edildiği, patronların “taksir” kelimesinin arkasına saklanarak kendini kurtardığı, caydırıcılıktan uzak cezalarla geçiştirilen bir tablo ortaya çıktı. Soma’da, Ermenek’te, Amasra’da gördük. İliç’te, Gayrettepe’de, Dilovası’nda görüyoruz.

Bu durumun değişmesi gerek ama bu, servetinden başka bir şey düşünmeyen patronların insafına da onları koruyup kollayan yasalarla sözde adaleti sağlayacak mahkemelerin vicdanına da bırakılamaz. Elbette mahkemelerde sorumluların ceza alması için mücadele edeceğiz. Elbette işyerlerinde, fabrikalarda gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak için mücadele edeceğiz. Ama yarım hayatların önüne gerçekten geçmek için, fabrikalarda, işyerlerinde patronların orman kanunlarının hüküm sürdüğü değil, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin gereklerini hâkim kılacak bir düzen gerek. Patronların işçinin hayatından çalmasını engellemek için işçi denetimi gerek. Bu da ancak örgütlenerek mümkün. Tek tek fabrikalarda, işyerlerinde sendikalarımızda örgütlenerek... Ama tek bir kişi daha eksilmeyeceğiz diyorsak o zaman bu kanlı çarkın son bulması, patronların kâr hırsının değil, işçi sınıfının iktidarının hâkim olması gerek. Bunun için tek tek fabrikalarda sendikalarda örgütlenmek yetmez, bunun için çağrımız devrimci sınıf siyasetinde örgütlenme çağrısı.

28 Nisan “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybeden İşçileri Anma Günü”. İlk kez 1914’te 28 Nisan günü, Kanada’da bir mahkemenin iş kazalarında patronların sorumlu olduğuna dair verdiği bir karara atfen bu tarih kabul edilmiş. 28 Nisan’da onları anacağız. 28 Nisan’dan sonra 1 Mayıs var. 1 Mayıs meydanlarında, iş cinayetlerinde yitirdiğimiz işçiler için de yürüyeceğiz. Hem onların hesabını sormak hem tek bir kişi daha eksilmemek için sınıf siyasetinin sesini yükseltmek için!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Nisan 2026 tarihli 199. sayısında yayınlanmıştır.