Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın 1 Mayıs!

.

Ben, Dilovası’nda Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu Dostel Makina fabrikasında çalışan bir metal işçisiyim. Bu sene 1 Mayıs’ı işçi sınıfının başkenti Gebze’de kutladık. Gebze Sendikalar Birliği’nin kararıyla, Türk-İş ve DİSK’in örgütlü olduğu fabrikalardan gelen işçilerle, yağmur çamur demeden, soğuk havaya rağmen omuz omuza sesimizi yükselttik. İşçi sınıfı olarak, sendika ayrımı gözetmeksizin tüm 1 Mayısları bir arada kutlamak gerektiğini; sesimizi hep birlikte yükseltmemiz gerektiğini düşünüyorum. Gebze’deki 1 Mayıs’ın, tüm 1 Mayıs alanlarında da örnek olması gerekiyor. Sendikalar ne kadar farklı olursa olsun, işçi aynı işçi; dertlerimiz de hayat koşullarımız da aynı.

Bugün her fabrikada düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, uzun mesailer ve geçim sıkıntısı var. Hangi sendikaya üye olursak olalım, aynı makinelerin başında çalışıyor, aynı zorlukları yaşıyoruz. Bu yüzden patronların karşısında daha güçlü durabilmek için birlik olmak zorundayız. 1 Mayıs alanlarında yan yana gelen işçilerin dayanışması ve ortak sesi, gelecekte mücadelemizi daha da büyütecektir. İşçi sınıfının birliği güçlendikçe, haklarımızı almak da daha mümkün olacaktır. Bizler alın teriyle yaşayan işçiler olarak, ayrılmadan, bölünmeden, omuz omuza mücadele etmeliyiz.

Gebze 1 Mayıs alanında nasıl ki omuz omuza yürüyüp sesimizi en gür haliyle sloganlarımızla yükselttiysek, bu birlikteliği MESS’e karşı da, münferit fabrikaların patronlarına karşı da sağlamalıyız. İşgal, grev ve direnişlerde, sendika ayrımı gözetmeksizin her fabrikayı bir mevzi olarak görmeli; işgali, grevi ve direnişi sahiplenmeliyiz. İşçi sınıfı olarak birlikte hareket etmek gerekiyor. Birlikte hareket ettiğimizde patronların saldırıları karşısında daha güçlü durabilir, haklarımızı daha kolay kazanabiliriz. Çünkü işçilerin birliği, patronların korkusudur. Bugün bir fabrikada yaşanan hak gaspı ya da saldırı, yarın başka bir fabrikada da yaşanabilir. Bu yüzden bir fabrikanın direnişi yalnızca o fabrikanın değil, tüm işçi sınıfının direnişi olarak görülmelidir.

Her sene olduğu gibi bu sene de Taksim Meydanı işçi sınıfına kapatıldı. Her sene olduğu gibi bu sene de Taksim Meydanı–Kadıköy tartışmaları yaşandı. Bazı örgütler bireysel olarak Taksim 1 Mayıs alanına girmeye çalıştı; ancak istibdadın kolluk güçlerinin şiddetine ve tutuklamalarına maruz kaldı. Taksim Meydanı işçi sınıfının 1 Mayıs alanıdır ve bu su götürmez bir gerçektir. Ancak Taksim Meydanı ne istibdaddan icazet alınarak ne de CHP’nin iktidar olacağı umuduna kapılıp “Maltepe’de yaptığımız son 1 Mayıs” denilecek bir alan değildir. Taksim’de işçi sınıfının kanı vardır. Taksim, işçi sınıfının mücadele hafızasıdır; yasaklarla, polis barikatlarıyla ve baskıyla işçi sınıfının elinden alınamaz, Taksim’den de asla vazgeçmeyeceğiz.

Bugün Taksim’i gerçekten kazanmanın yolu, yalnızca bir günlüğüne meydana çıkmaya çalışmak değil; işçi sınıfının örgütlü gücünü büyütmekten, fabrikalarda, grevlerde, direnişlerde ortak mücadeleyi geliştirmekten geçmektedir. Çünkü Taksim’i işçi sınıfına yeniden açacak olan şey, düzen partilerinden medet ummak değil; birleşik işçi cephesinin yaratacağı güç olacaktır. Bu güç büyüdükçe yalnızca Taksim değil, tüm yasaklar ve tüm sömürü düzeni aşılacaktır. İşçi sınıfı cephesi birleştiğinde, kazanamayacağımız hiçbir mücadele yoktur. Yaşasın işçi sınıfı cephesi, yaşasın 1 Mayıs.

                                                                                                                             Dilovası Dostel Makina’dan bir metal işçisi

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mayıs 2026 tarihli 200. sayısında yayınlanmıştır.