Aynı bayrak altında farklı dünyalar! Sınıfını bil ve safını seç!
Nusaybin-Kamışlı sınırındaki gösterilerde Türk bayrağının indirilmesi büyük infiale neden oldu. Bu infial bazı ırkçı-milliyetçi kesimlerce Kürt düşmanlığının bir gerekçesi yapılmak istendi. Oysa gösterilerin organizasyonunda başı çeken Dem Parti’nin sözcüsü Ayşegül Doğan da olayı “Toplumun ortak değeri olan bayrağa saygısızlığı kabul etmiyoruz. Haklı bir protesto yürüyüşünü provoke eden bu tür davranışları kesinlikle tasvip etmiyoruz.” sözleriyle kınamıştı. Ama yine de AKP tansiyonu yükseltmeye devam etti: “En güçlü karşılık verilecektir!” Daha sonra stadyumlar Türk bayraklarıyla donatıldı, okullar yeni dönemde bayrak konulu derslerle açıldı. Peki bu güçlü karşılık kime yönelikti? Yoksa yine iktidar bayrak etrafında oluşan milli duyguları iyice coşturarak başka gerçeklerin üstünü mü kapatmaya çalışıyordu?
Bayrağa saygı gösteren suistimal edilmesine de karşı çıkmak zorundadır
Bayrak, bir devletin egemenlik sembolüdür. Halklar da devletlerin bayraklarına ortak bir sembol olarak değer verirler, sahip çıkarlar. Bizler işçi sınıfı sosyalistleri olarak halkın değer verdiği sembollere ve ülkelerin bayraklarına saygısızlık yapmayız ve böyle bir şeyi kabul etmeyiz (İsrail gibi terör oluşumlarının paçavraları müstesna!). Ama bayrakların ezilen halklara, emekçilere ve yoksullara karşı işlenen suçları örtmek için kullanılmasını da reddederiz.
Fabrikaların kapısında bayrak dalgalanıyor, içinde Anayasa değil orman kanunları işliyor
Ve şunu sorarız: Devletin egemenliğinin sembolü olan bayrağın kapısında dalgalandığı fabrikaların içinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası geçiyor mu? Cevap açık. Hayır geçmiyor. Baskı, mobbing, hakaret, aşağılama ve angarya işçinin gördüğü günlük muamele. Bunlar en temel vatandaşlık haklarının çiğnenmesi. İşçiler insanca çalışmak ve geçinecek ücret için sendikalaştıklarında ise işten atılıyorlar. İşçilerin Anayasal güvence altındaki sendika hakkı her gün ayaklar altında çiğneniyor. Bizce bunun bayrağı çiğnemekten farkı yok! Sizce var mı? O halde neden devlet bu bayrağı korumuyor tam tersine pek çoğu Amerikan, İngiliz, Alman, Japon, Fransız vatandaşı olan patronlara arka çıkıyor? Cevap açık! Çünkü sermayenin devleti hüküm sürüyor!
Dev bayrakların dikildiği meydanlar işçi sınıfına kapatılıyor
Meydanlara dev bayraklar dikiliyor ama işçiler o meydanlarda (örneğin Taksim meydanında!) işçi bayramını kutlamak istediğinde neden Türkiye Cumhuriyeti’nin meydanları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı işçilere kapatılıyor? Neden hakkını arayan işçilerin yürüdüğü yollara barikatlar kuruluyor? Cevap açık! Çünkü sermayenin devleti hüküm sürüyor!
Bayrak yaktıran özde vatandaşlar
Türkiye bayrak provokasyonlarını çok görmüş yaşamıştır. Bunlardan en çarpıcı olanlarından biri 2005’te Mersin’de yaşanmış ve Newroz mitinginde bir grup çocuğun Türk bayrağını yakması yine büyük bir infial uyandırmıştı. Daha sonra çocuklara Türk bayrağının takım elbiseli kişiler tarafından verildiği ortaya çıktı. Mahkeme sürecinde incelenen görüntü kayıtlarından bu kişinin Mersin Vatansever Kuvvetler Güçbirliği ve Kuvayi Milliye 1919 gibi derneklerin kuruculuğunu yapmış bir şahıs olduğu belirlendi. Oysa bu olayın ardından Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bayrak yakanları “sözde vatandaşlar” olarak tanımlamış ve durumdan vazife çıkartan ya da düpedüz faşistler tarafından kışkırtılan güruhlar Kürtlere yönelik linç girişimlerinde bulunmuştu. Oysa bayrağı yaktıran, bu faşist kafanın “özde vatandaş” olarak gördüklerindendi!
Halkın ekmeği küçüldükçe bayraklar büyüyor
Ülkeye baktığımızda iktidarların toplumda yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığı arttığı dönemlerde bayrak, ezan laflarına sarıldığını görüyoruz. Her taraf bayraklarla donatılmakta, şehirlerin tepelerine, meydanlara dev boyutlarda bayraklar dikilmektedir. Şehit asker ailelerinin evlerine asılan bayrakların arkasında yoksul gecekondular vardır. Adeta memlekette halkın ekmeği küçüldükçe bayraklar büyümektedir.
Bizim bayrağımızın altında sermayeye ve emperyalizme karşı mücadele var! İşçilerin birliği ve halkların kardeşliği var!
O zaman meseleye işçi sınıfının gözünden bakmamız ve sınıfsal bir tutum almamız gerekir. Bayraklar resmi olarak bir ülkenin tüm vatandaşları için ortak olan bir semboldür ama aslında her ülkede halklar sınıflara bölünmüş haldedir. Bir fabrikanın kapısında da o fabrikanın önündeki grev çadırında da aynı bayrak dalgalanır. Ama aynı iki bayrağın altında, aynı ülkenin sınırları içinde ayrı iki dünya vardır. Mesele dünyanı yani sınıfını bilmek ve safını net olarak seçmektedir. Emeğin bayrağının altında sermayeye ve emperyalizme karşı hürriyet kavgası verilir! Bu bayrağın altında işçilerin birliği halkların kardeşliği vardır!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Şubat 2026 tarihli 197. sayısında yayınlanmıştır.






