Gülistan Doku cinayeti: İstibdadın yalanları, kadınların ve bir coğrafyanın gerçekleri
Emekçi halkın hafızasına faili bulunamayan bir kadın cinayeti olarak kazınan Gülistan Doku davasında sır perdesi aralanıyor. Gülistan Doku’nun kaybolması hakkında yürütülen soruşturma yıllarca çıkmaz sokaklarda dolanırken Gülistan Doku’nun ailesi olayın aydınlatılması için tek başına çaba göstermiş, devletin bu olayın üzerine gitmesi için 6 yıl boyunca kamuoyunda sesini yükseltmeye devam etmişti. Dosyası zamanla tozlu raflara kaldırılan Gülistan Doku cinayetinin neden çözülemediği geçtiğimiz günlerdeki gelişmeler ışığında birer birer ortaya çıkıyor. Soruşturma kapsamında toplamda 15 kişi gözaltına alındı, "delil karartma" iddialarıyla hakkında soruşturma başlatılan baş şüpheliler eski Tunceli Valisi ve 2017’de Tunceli Belediyesine kayyım olarak atanan Tuncay Sonel ve Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel de dahil 10 kişi tutuklandı.
Ne olmuştu?
5 Ocak 2020’de, Munzur Üniversitesi’nde öğrenci olan Gülistan Doku’nun KYK yurduna dönmemesi üzerine yakınları 6 Ocak’ta kayıp başvurusunda bulundu ve durum polise bildirildi. Mobese kayıtları incelendiği halde 5 Ocak günü bindiği minibüsle nereye gittiği tespit edilemeyen Doku o günden bu yana hâlâ bulunamadı. O günlerde sürekli “intihar” ihtimalini gündemde tutan valilik, jandarma ve emniyet üçlüsü Uzun Çayır Baraj Gölü üzerindeki Dinar Köprüsü çevresinde uzun bir süre boyunca arama çalışmalarına devam etti ancak sonuç alınamadı. Çalışmalar devam ederken şu an tutuklu bulunan dönemin Tunceli Valisi 13 Ocak 2020’de Uzunçayır Barajı’ndaki arama çalışmalarının videosunu sosyal medya hesabında şu sözlerle paylaştı: “Gülistan Doku Kızımızı arama çalışmalarına Valiliğimiz koordinesinde 9. günde de Uzunçayır Barajı-Dinar Köprüsü civarında Emn., Jand., AFAD ve Deniz Kuvvetleri Kom. bağlı sualtı ekiplerimizce devam edilmektedir. Resmî açıklamamız dışındaki bilgi ve açıklamalara itibar etmeyiniz...” Ancak o günden sonra valilik tarafından hiçbir resmî açıklama yapılmadı. Aramalardan sonuç çıkmaması üzerine o günlerde Gülistan Doku’nun eski erkek arkadaşı Zeynel Abakarov ve babası polis emeklisi olan Engin Yücer’in şüpheli olarak tutuklanması için Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçeler verildi, Dersim Kadın Platformu olayın üzerine gidilmesi için eylemler düzenledi. İnceleme amacıyla valilik tarafından teslim alınan Gülistan Doku’nun SİM kartı kayıtlarından geri dönüş alınamadı.
Aynı yılın Ağustos ayında Gülistan Doku'nun ailesi Ankara'da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile "etkin bir arama çalışması yürütülmesi" amacıyla yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdi. Şüphelilerin üzerine gidilmesi gerekirken ailenin avukatı Ali Çimen’e soruşturmanın gizliliğini ihlalden soruşturma açıldı. Gülistan’ın ablası Aygül Doku ise o dönemki baş şüpheli Zeynel Abakarov’un üvey babası Engin Yücer’in taşınmasına engel olduğu gerekçesiyle ifadeye çağrıldı. Şüphelerin kendisine doğrultulması üzerine Zeynel Abakarov’u ailesi Rusya’ya götürdü. 9 Haziran 2020’de ise eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in görev yeri değiştirildi. 2020 yılının sonlarında medyaya konuşan Aygül Doku, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tarafından gönderildiğini söyleyen valilik çalışanı Ferhat Güven ve Tunceli İşkur Müdürü Özdemir Aktaş tarafından 5 Mayıs 2020 tarihinde üstü kapalı bir şekilde tehdit edildiğini açıkladı.
Soruşturmanın devamında Abakarov ve babası Engin Yücer dosyada şüpheli olarak yer aldı. Aylar sonra Engin Yücer, Doku cinayetindeki şüpheler dolayısıyla meslekten ihraç edildi ve 2022’de 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı ancak yine de dosyada ciddi bir ilerleme olmadı. Zeynel Abakarov ise yine 2022 yılında Antalya’da gözaltına alındı ancak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Yıllar böyle geçti ve Doku cinayetinin dosyası sürüncemede bırakıldı. Yine de umudunu yitirmeyen ve kararlılıkla hakkını arayan Doku ailesi, davanın peşini bırakmadı ve sorumlulardan hesap sorulması için mücadelesini sürdürdü. İki sene boyunca cinayetin karanlıkta kalması üzerine aile 2022 yılında Tunceli Adliyesi önünde oturma eylemi gerçekleştirdi, yine aynı yıl Ankara’da Adalet Bakanlığı ile görüşmek için çaba gösterdi ancak talepleri reddedildi. Bunun üzerine aile bakanlık önünde de oturma eylemi yaptı ve haklarını aradıkları için gözaltına alındı. Aynı gün HDP’nin meclise taşıdığı araştırma önergesi AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Ailenin gördüğü baskılar ve engeller, nasıl öldürüldüğü bir türlü ortaya çıkarılmayan kızları için adalet arayışını sürdürmelerine engel olmadı ancak yıllar boyunca dosya tüm karanlığıyla yargının tozlu raflarında kaldı.
Yıllar sonra ortaya çıkan gerçekler: Devletin organize hasır altı operasyonu
Aradan 6 yıl geçti. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki görev değişikliğinin ardından dosya yeniden incelendi. 2025 yılının sonlarına doğru devletin olayların tekrardan üzerine gideceği mesajı özellikle iktidara yakın Sabah gazetesi gibi medya kuruluşları üzerinden servis edildi. Yeni kamera kayıtları dosyaya eklendi, gizli tanık ifadeleri alındı ve olayın sırrı su yüzüne çıkmaya başladı. Başta ailesi olmak üzere hukuk mücadelesi verenlerin olayların aydınlatması için baskı yaptığı devlet kurumları, o dönem delilleri bir bir karartmış, önemli kayıtlar bir bir silinmişti. Çünkü gizli tanık ifadesine göre Gülistan Doku, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel tarafından tecavüze uğramış, Doku’nun hamile kaldığını öğrenmesi üzerine Mustafa Türkay Sonel tarafından öldürülmüş ve cansız bedeni bulunamayacak bir şekilde gömülmüştü. Henüz kaybolmadan önce, 31 Ocak 2019 günü Gülistan Doku’nun bu hamilelikten kaynaklı olarak gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki hasta kaydının başhekimin bilgisi dahilinde silindiği ortaya çıktı. Benzer bir delil karartma da Gülistan Doku’nun soruşturma kapsamında teslim alınan SİM kartı aracılığıyla gerçekleştirildi. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in sosyal medyasından sorumlu polis memuru Gökhan Ertok’un, SİM kartı kullanarak telefon kayıtlarını sildiği anlaşıldı. Gökhan Ertok’un Vali Sonel’in polis koruması Şükrü Eroğlu ile arasındaki para trafiğinin bu delil karartma faaliyeti karşılığında aldığı bedel olduğu ortaya çıktı. Gizli tanık ifadesinde Tuncay Sonel’in koruma polisinin Dersim’deki bir korucu eşliğinde Gülistan Doku’yu gömdüğü iddia edildi. İfadede belirtilen alanda yapılan çalışmalarda sonradan taşındığı anlaşılan bir mezar çukuru bulundu.
Bu gelişmelerin ardından eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında "suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme" suçlamasıyla soruşturma başlatıldı, bakanlık açığa alındığını açıkladı ve Tuncay Sonel Elazığ’da başka birinin kimlik bilgisiyle kayıt yaptırarak kaldığı otelde yakalandı. Oğlu Mustafa Türkay Sonel de baş şüpheli sıfatıyla tutuklandı. Soruşturma kapsamında 15 kişi gözaltına alındı, Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir’in de aralarında bulunduğu 9 kişi tutuklandı.
Gülistan Doku ne ilk ne de son
Tüm bu yaşananlar olmasaydı bile Dersim halkı Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i çok iyi tanır ancak hiç iyi bilmez, hakkını da helâl etmezdi. 2017 ve 2020 yılları arasında görevde kalan Sonel, o yıllarda Kürt hareketine yönelik sistematik devlet baskısının bir figürü olarak belediyeye kayyım olarak atanmıştı. Dersim halkının iradesinin gasp edilmesi yetmedi. Sonel, Tunceli belediyesinde düzenlediği milyonlarca lira tutarında kanunsuz ihalelerle sayısız usulsüzlüğe imza atmıştı. Aynı zamanda bulunduğu dönemde kadınlara yönelik şiddet, cinayetler ve faili meçhul vakalar arka arkaya yaşandı. Gülsüm Taş’ın öldürülmesi, Esma Kılıçarslan’ınn şüpheli ölümü ve bir kadının zorla araca bindirilip darp edilmesi gibi vakalar görev süresinde arkasında bıraktığı diğer karanlık olaylardı.
Peki Dersim’de gencecik bir kadının hem hayatının hem de cinayet dosyasının karartılmasına bizi götüren etmenler, suça bulaşmış birkaç bürokratın davranışları ile mi sınırlıdır? Örneğin adeta sömürge valisi rahatlığında davranan birisinin talimatıyla bir polis memurunun gencecik bir kadını Dersim topraklarına gömmesindeki rahatlık ve emir-komuta alışkanlığı, geçmişte o topraklarda işlenen toplu katliamlardan, faili meçhul cinayetlerden, sahipsiz ve isimsiz insanlarla dolu toplu mezarlardan, sistematik mezalimden bağımsız nasıl düşünülebilir? Devletin o topraklardaki karanlık geçmişi Gülistan Doku’dan mı ibarettir? Veya Gülistan Doku cinayetinden 4 yıl sonra, yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın da kaybolduktan sonra cansız bedeninin bulunması ve “kovuşturmaya yer yok” kararıyla faili meçhul vakalardan birine dönüşmesi, devletin o topraklardaki sistematik politikalarının devamı niteliğinde değil midir?
Kadın cinayetleri ve politik cinayetler Dersim halkına yabancı değildir ve istibdadın sürdürdüğü devlet içindeki kontrgerilla geleneklerinden ayrı düşünülemez. Delil karartmalar, faili meçhuller ve zaman aşımına uğrayan davaları da en iyi Dersim ve benzer Kürt illerinde evine ateş düşen aileler bilir. Doku cinayetinin ilk günlerinden itibaren Dersim’deki kadın örgütleri başta olmak üzere demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler sayısız eylem gerçekleştirmiş ancak devlet kayıtsız kalmıştır. Belediyeye kayyım atanırken gösterilen keyfilik, o coğrafyanın insanları ölürken de aynı sorumsuzlukla devam etmiştir. Gülistan Doku ne ilk ne de son olacaktır.
Sorun burjuvazinin kirli siyaseti, çözüm sınıf mücadelesi
Ne Akın Gürlek’in “nereye dokunursa dokunsun üzerine gidilecek.” açıklamaları, ne de geçmişteki ihmalleri reddeden Süleyman Soylu’nun “Biz o dönem barajı üç defa kapattık, arama yaptık. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunum yaptım. Ankara’dan bir heyet geldi baktı. Şu an gözaltına alınanlar dahil herkes sorgulandı. Hatta Zeynel Abakarov yurtdışında kaçmıştı, onu getirdik. Sorguladık. Ancak bir şey çıkmadı.” savunması, emekçi halkın yüreğine su serpmeye yetecektir. Sorunu yaratanlar sorunu çözemez. İstibdadın iç çatlaklarından kaynaklı yargının gündemine gelen ve tekrar incelenen davalar adaletin tecelli etmesiyle sonuçlanmamakta, bu kapışmalarda birer araç haline gelmenin ötesine geçememektedir.
Benzer şekilde Gülistan Doku’nun da iktidarın iç kavgalarında kullanılan bir tehdit kartı veya siyasi yargı operasyonlarıyla itibarı yerle bir olan Adalet Bakanlığı’nın bir “pr” (halkla ilişkiler) çalışması olmasına izin verilmemelidir. Emekçi halkın örgütlü bir şekilde üzerine gitmediği hiçbir karanlık olay, bu istibdad koşulları altında aydınlığa çıkamaz. Alabildiğine keyfi ve kural tanımaz olan yargı mekanizması, doğrudan suça bulaşanların bazılarını cezalandırsa dahi bu suçun örtbas edilmesine vesile olan ancak istibdadın tepelerine uzanan isimlere gitmekten imtina eder çünkü “Tuğla çekilirse duvar yıkılır.” Karartılan gerçeklerin sonuna kadar üzerine gidilmesi emekçi halkın haklı öfkesini istibdad düzenine yönelteceği ölçüde sermaye düzenine tehdit oluşturacaktır. Faili meçhul cinayetlerin, karartılan dosyaların sorumlularının bir bir bulunması ve hak ettikleri cezaları almaları herkesten çok emekçi halkın faydasınadır. Bu yüzden gerçeklerin bize gösterildiği kadarı yetmez, koca bir duvar yıkılmalıdır.
Kadınların bu ülkede güven içinde yaşaması gerçeklerin, onlar katledildikten altı yıl sonra açığa çıkmasıyla mümkün olmayacaktır. Benzer şekilde Kürt illerindeki sistematik devlet politikaları, sadece suç işlediği ortaya çıkan üç beş bürokratın yargıya teslim edilmesi ile son bulmayacaktır. Önlenmeyen hatta karartılan cinayetlere karşı yapılması gereken tıpkı Doku ailesinin yaptığı gibi, emekçi halkın çıkarlarını koruyan hukukçuların, siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin gerçeklerin peşini bırakmadan sorumluların ortaya çıkması ve cezalandırılması için mücadele etmesidir. Bu cinayetlerin önüne geçebilmek için yapılması gereken ise kadınların kendilerini koruyacak özsavunma örgütlenmeleri kurmasıdır. Erkek egemen düzenin bugünkü temsilcisi istibdaddan medet ummak şöyle dursun ona ve temsil ettiği düzene karşı topyekûn mücadele etmek gerekir. Aynı zamanda Türk ve Kürt emekçileri omuz omuza bu cinayetin bir kez daha gözler önüne serdiği ezilen halkların gerçekliği ile yüzleşmeli, burjuvazinin çıkarlarının devletin bu coğrafyalardaki politikasının asıl belirleyicisi olduğunu görmelidir. En nihayetinde adaletin yerini gerçekten bulması, tıpkı emekçi halkın hürriyetine kavuşması gibi ancak ve ancak burjuvaziyi ve onun düzenini karşısına alan devrimci bir sınıf siyaseti ile mümkündür.






