İran’da burjuva muhalefetinin anatomisi

İran’da burjuva muhalefetinin anatomisi

İran’da yaşanan isyanın, nihayetinde halkın ve işçi sınıfının çıkarlarına uygun bir çözümle değil, emperyalizmin lehine bir düzenin kurulmasıyla sonuçlanacağı kaygısını taşıyan çok insan var. Bu yüzden İran’ın burjuva muhalefetini yakından tanımamız gerekli.

İran’ın dini istibdat devleti, 1979 devrimi sonrası güçlenir güçlenmez kendisine muhalif olanları birer birer ortadan kaldırdı. İslam Cumhuriyeti’yle en ufak bir çelişkisi olan herkes, ülkenin siyasi ortamından çekilmek zorunda bırakıldı. İlk başta büyük örgütler ve partiler ortadan kaldırıldı, sonrasında devlet en küçük örgütlenmeleri bile sultası altına aldı ve kendi örgütlerini toplumun tüm hücrelerine yaydı. Örneğin 1980’de Besic güçleri Humeyni’nin hükmüyle kuruldu. Besic 23 farklı kanadıyla toplumun mahalleden üniversitesine kadar aktif ve normal statüsünde ‘20 milyonluk ordu’ sloganıyla, üye alıyor. 

Rejimin örgütlerinin listesi, mahalle camilerinin küçük topluluklarından “işçi evi” gibi büyük örgütlere kadar yayıldı. Üniversitelerde öğrenci örgütlenmeleri çok sert baskılarla zaman içinde neredeyse yok edildi. Böylelikle muhalefet artık örgütler tarafından değil bireyler tarafından yapılmaya başladı. Bu muhalif bireylerin bir kısmı, çoğunlukla mahkemelik olduktan sonra, ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı. 

Saltanatçılar

Devrim sonrasında Şah Muhammed Rıza Pehlevi ile birlikte büyük bir burjuva muhalif kitle ülkeyi terk edip Amerika, Avrupa ve Kanada’ya yerleşmişti. Bu kitle uzun süre dağınık bir şekilde eski günlerin nostaljisini yaşadı. Bunun üzerine İran devleti istihbaratının yurt dışında odak haline gelen muhalifleri siyasi suikastlarla öldürmesiyle birlikte birçok kişi siyasetten uzaklaştı. Şah taraftarı kitlenin devamlılığı için en başta gelen araç Batı emperyalizminin örgütlediği BBC ve Amerika’nın Sesi gibi radyo kanalları oldu. Bu kitle, “ne idik ne olduk” gibi sloganlarla, Şah döneminin adeta bir altın çağ olduğunun propagandasını yapıyordu. “Değerli (eski) İran pasaportu” (çok az kişi pasaport sahibi olduysa da), “İran petrolünün tarihte en pahalı olduğu dönem”, “laik bir devlet” (sadece görünürde var olmuştu) gibi propaganda unsurları, bir yandan işsizliğin ve sınıf farklarının büyüdüğü, diğer yandan dinî istibdadın her geçen gün sertleştiği bir ortamda, devrim öncesini yaşamamış nesiller arasında etkili oldu. 

İslam cumhuriyetinin Fars milliyetçiliği şemsiyesi altında olan muhalif düşünürle0 ve aydınlar da saltanatı İran için tarihsel ve kültürel olarak en uygun yönetim biçimi görüyor ve İskandinav saltanatı türünden “dengeli” bir saltanatı savunuyorlar. Saltanatçıların, bugün İslam cumhuriyeti ile kesiştiği noktalarından biri de İran’ın bütünlüğünü savunması, ezilen halkları (birisi İslami Fars milliyetçiliği ile, diğeri ise laik Fars milliyetçiliği ile) görmezden gelip fırsatını bulduğunda sert bir biçimde mücadelelerinin bastırılması gerektiğini savunmaları. Saltanatçıların Kürt, Türk, Beluç, Arap ve diğer ezilen halklarla ilgili tek satırlık bir programı yok. (Buna karşılık eşcinsellik var programlarında, Batı’ya yaranmak için.) Bu sebepten bugün bu ayaklanmaların önde gelen unsurları, Kürt’ler ve Beluç’ların kaderinde saltanatçıların belki de İslam cumhuriyetinden de daha kötü bir rol oynayacağından geçmiş deneyimden dolayı biliyorlar.

Başarısız bir devrim

1979 devriminin, sonunda onu İslam Cumhuriyeti’ne götüren başarısızlığının göstergelerinden bir tanesi de yurt dışında yaşayan burjuva muhalefetin lüks yaşamı oldu. Devrim, şah döneminde halkın tepesine çöken burjuvazinin sermayesine el koyamamış, bu paraların yurt dışına çıkışını engelleyememiştir. Muhalif medya (azınlıkta olan sol hariç) saltanatın varlığını ister şahın ailesiyle olan röportajlar yoluyla, ister onlara hitap ettikleri unvanlarla (“şehzade”, “meleke” vb.) halkın zihninde güncel tutmaya çalışıyor. Independent Farsi, Kayhan London, Manoto TV gibi medya şirketleri Pehlevi ailesinin maddi yardımlarıyla yayınlanıyor. Tabii Iran International gibi çok yaygın olarak izlenen bir uydu kanalı da Suudi Arabistan sermayesiyle İran’a yayın yapan en önde gelen muhalif kanal olarak, saltanatçıları yüceltmekten hiçbir fırsatta geri kalmaz!

“Halkın” Mücahitleri

İran rejiminin en örgütlü sözde “sol” muhalifi Halkın Mücahitleri ise, İran’da İslam dininin devlet işlerinde etkili olmadığı herhangi bir sistemin mümkün olmayacağına inanır. Yıllarca varlığını Irak’ta Saddam’ın himayesi altında sürdürmüştür. Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi üzerine, anti-emperyalizm çizgisinden çıkarak, Amerikan devletinin himayesi altında Arnavutluk’ta yeni üssünü kurmuştur. Halkın Mücahitleri, silahlı mücadeleye dayanan programlarına uygun olarak, özellikle 80’lerde birçok İslam Cumhuriyeti görevlisini öldürmüştür. O, çoğunluğun gözünde bir terör örgütü olsa da gençler arasındaki mevcudiyeti devam etmektedir ve İslam cumhuriyetinin muhalifleri arasında hiç de küçümsenecek bir alternatif değildir.

Gizli özgürlükler”den emperyalizm kuklalığına

Yurt dışında İslam Cumhuriyeti’ni aklamaya çalışırken, İslam Cumhuriyeti’nin reformcu kanadından kopan bir grubun mensupları, bugün “radikal” birer muhalif haline gelmiştir. Bunlardan biri de Mesih Alinejad’dır. Kendisi yurtdışına çıktıktan sonra, yıllarca kendi isteğiyle başörtüsü takarken aniden açılıp bir “feminist”e dönüşmesiyle birlikte, bugün İran’da kadınların başını çektiği devrimin lideri olarak görüyor kendisini. Halbuki yıllarca “gizli özgürlükler” adıyla yürüttüğü kampanyasında zorunlu başörtüsüne karşı tamamen pasif bir direnişi yüceltmiştir. Bugünlerde eski CIA direktörü Pompeo’dan Fransa’nın sevilmeyen başkanı Macron’a ne kadar kadın düşmanı, sağcı siyasetçi varsa ziyaret edip icazet almaktadır. Artık açık açık ortaya koyduğu stratejisine göre Batılı emperyalist devletler İran’a silahlı müdahalede bulunmalıdır. Diğer isim ise İranlı-Britanyalı Holivut oyuncusu aktivist Nazanin Boniadi’dir. İran İnsan Hakları Merkezi’nde yönetim kurulu üyesi ve 2009’dan beri Uluslararası Af Örgütü’nün şöhretlerden oluşturduğu “elçiler”inden biri olan bu şahsiyet, her fırsatta İran’a emperyalist ülkelerin müdahalesini savunuyor, yaptırımların çığırtkanlığını yapıyor.

Yüz binlerin yurtdışında yürüyüşü

Hamed Esmaeilion, 2019 yılında Ukrayna’ya giderken İran devleti tarafından yanlışlıkla vurulan uçakta hayatını kaybeden 179 kişi için adalet arayan bir yazar ve diş hekimidir. Ailesini bu kazada kaybetmiştir. Kendisi, son 43 yılda yurtdışında yapılmış olan en büyük yürüyüşleri organize etmeyi başarmıştır. Bu yürüyüşlere birbirinden çok farklı gruplar katılmıştır. Kürdistan'ın bağımsızlığını savunan gruplardan Güney Azerbaycan hareketlerine, saltanatçılardan solculara, herkes kendi bayrağını taşıyarak, sloganını atarak katılmıştır bu yürüyüşlere. Elbette çatışmalar yaşanmıştır ama yürüyüşlere katılmayı reddeden çok az grup olmuştur. Bu yürüyüşler aynı zamanda yurtdışında yaşayanların siyasi çizgilerini daha berrak bir şekilde ortaya koymalarını sağlamıştır. 

Saltanatçılar, bugün yaşanan ayaklanmanın bazı önde gelen siyasi isimlerini de kendi yanlarına çekmeyi başarmışlardır. Buna yakın zamandaki çarpıcı bir örnek, yukarıda sözü edilen Mesih Alinejad’ın ve Hamed Esmaeilion’un yanı sıra, İngiltere vatandaşı İranlı oyuncu Nazenin Boniadi ve halkın üzerinde etkisi olan eski futbolcu Ali Kerimi’nin, Rıza Pehlevi ile birlikte harfi harfine aynı yeni yıl kutlama mesajını aynı anda sosyal medyada paylaşmış olmalarıdır. (Yazımızın başındaki fotoğraf tam da bunu gösteriyor.)

İran halkının gözünde yurtdışındaki muhalefet

Örgütsüz bir biçimde sokakları dolduran halk, kendisinden başka bir kurtarıcısı olmadığının farkında. Bunu bir siyasi bilince sahip olarak anlamış değil, sokaklarda mücadele ederek tecrübe etmiştir. Batıcı medya ayaklanmaları daha pasif bir zemine sürmeye çalışıyor, bunu gerek tutuklulara siyasi kefiller atayarak gerekse de İran devletine karşı bazı diplomatik yaptırımları zorlayarak, dolayısıyla halkın iradesini görmezden gelerek yapıyor. Ancak halk bir gerçeği açıkça görüyor: Katliamların ve siyasi idamların durdurulmasını sağlayabilen tek güç halkın tepkisidir. O yüzden Birleşmiş Milletler toplantılarından emperyalist ülkelerin parlamentolarına sürünüp duranların, tüm etkinliği emperyalistlerden müdahale dilenmek olanların halk nezdinde bir değeri yoktur.  

İşte bu yüzden İran halkı kendi örgütlenmelerini, şimdilik küçük ve yerel ölçekte olsa da, fabrikalarında, iş yerlerinde, okullarında ve mahallelerinde inşa etmeye başlıyorlar.