Trump ve Netanyahu’nun terör cephesi kaybediyor! Halkların hürriyeti için ileri!
28 Şubat günü ABD ve İsrail’in koordineli olarak İran’a yönelik başlattığı savaşın haksız, yağmacı ve terörist karakterini ilk andan itibaren ortaya koymuş bulunuyoruz. Savaşın ilk gününde Minab kentinde bir kız okulunun 3 Tomahawk füzesiyle hedef alınmasının ardından ABD ve İsrail, sivil halkı, sivil ve ekonomik altyapıyı hedef alan saldırılarına devam etmiştir. Trump savaşın başında yayınladığı video mesajda İran halkına “Özgürlük saatiniz yaklaştı” demiş ve eklemişti: “Sığınaklarda kalın. Evinizden çıkmayın. Dışarısı çok tehlikeli. Her yere bombalar düşecek. İşimiz bittiğinde hükümetinizi devralın.” ABD ve İsrail’in İran halkının iyiliği için kötü insanlardan oluşan bir rejime karşı savaştığı koca bir yalandı. İran halkı sığınaklara dahi inemeden emperyalist-Siyonist terörün hedefi oldu. İsrail, Lübnan’da başlattığı kara saldırısından Mescid-i Aksa’nın bayram namazına kapatılmasına kadar terörü sürekli kılmakta ve yaymaktadır.
Emperyalistlerin özgürlük dediği hiçbir zaman, canını ortaya koyarak mücadele eden İran halkının ekmek ve hürriyet mücadelesi değildir. Emperyalizm ve Siyonizm onurlu insanların düşmanıdır. Netanyahu’nun “yardım geldi” diyerek seslendiği, Trump’ın “işimiz bittiğinde hükümeti devralın” diye çağrı yaptığı İran emekçi halkı değildir. Onlar kendi ülkesini harabeye çeviren ve halkını katleden bir terörü fırsat olarak görecek kadar alçalabilen işbirlikçi bir azınlığa sesleniyor. Bu azınlığın hükümeti devralması için sadece askeri hedeflerin imhasının, rejimin kritik isimlerinin suikastlerle öldürülmesinin yetmeyeceğini, halkın da terörle sindirilmesi gerektiğini biliyorlar ve savaş stratejilerini bu doğrultuda belirliyorlar.
ABD ve İsrail savaşı kazanmak için daha önce Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da ve en son Gazze’de gerçekleştirdiği terörü İran ve Lübnan’a karşı da uyguluyor. Bu, emperyalizmin ve Siyonizmin yöntemidir. Amaç, halkın korku ve dehşetle sindirilmesi, direncinin kırılmasıdır. İran ise bir yurt savunması veriyor ve haklı bir savaş yürütüyor. Lübnan’da Hizbullah İsrail’in karadan başlattığı saldırıya karşı haklı bir yurt savunması savaşı ile cevap veriyor. Yarın Yemen’de Husiler bu savaşa katılırsa, füzeleriyle Kızıldeniz’i seyrüsefere kapattıklarında yine haklı bir savaş veriyor olacaklar. Savaş sürerken Gazze’de silahlı yürüyüş yapan Hamas’a bağlı El Kassam Tugayları emperyalizme ve Siyonizme karşı haklı ve meşru savaşın en önemli cephelerden birinin halen aktif ve ayakta olduğunu duyurmaktadır.
ABD’de bozgun havası
Emperyalist Siyonist terör cephesi, savaşın ilk gününden bu yana yarattığı tüm dehşete rağmen bir bozgun havası yaşıyor. İran devletinin bir numaralı ismi dini lider Ali Hamaney’den başlayan, son olarak İslami Şûra Meclisi Başkanı Ali Laricani ve İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’in katledilmesiyle devam eden şok edici suikastler zinciri dahi bu bozgun havasını değiştiremiyor. Emperyalizmin ve Siyonizmin bozgunu sadece bir ruh durumundan ibaret değil. Somut olgular da bu bozgun eğilimine işaret ediyor. ABD savaştan önce müzakere masasında ortaya koyduğu taleplerinin hiçbirini askeri yöntemlerle dayatabilmiş değil. Tam tersine ABD, İran’ın nükleer programını kontrol altına almaya, füze geliştirme projelerini durdurmaya, direniş ekseni politikasını tasfiye etmeye, her geçen gün uzaklaşmaktadır. Gelinen aşamada artık İran tarafı, savaş tazminatı gibi talepleri öne sürerek psikolojik üstünlüğü ele almaya çalışıyor.
Ayrıca ABD’nin ilan edilmiş güvenlik ve savunma strateji belgelerinde açıkça zikredilen Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması, enerji arzının kontrol edilmesi gibi öncelikli başlıklarda da emperyalizmin kontrolü kaybettiğine şahit oluyoruz. Askeri alanda ABD donanmasına ve hava kuvvetlerine vurulan darbeler stratejik kayıplara neden olmasa dahi ABD’nin cephe gerisinde savaşı sürdürmesini giderek zorlaştıran bir psikolojik tahribat yaratıyor. Kamuoyu araştırmaları ABD kamuoyunun savaşa desteğinin düşük olduğunu ve giderek azaldığını gösteriyor. Trump’ın dayandığı MAGA hareketi içinde dahi çatlak sesler yükseliyor. ABD’de muhalefet, İran’ın ABD’ye karşı yakın bir tehdit oluşturmadığını açıkça gösteren açık ve sızdırılmış istihbarat belgeleri üzerinden Trump yönetimini sıkıştırıyor. ABD’de her geçen gün “bu savaş bizim savaşımız değil” ve “İsrail için yeni bir sonsuz savaşa girmek istemiyoruz” itirazları daha yüksek sesle ifade ediliyor.
Ve nihayet ABD İran’da mevcut rejim içinde kargaşa yaratmaya çalışırken Amerikan devleti kendi içinden sarsılıyor. ABD senatosu istihbarat komitesinde, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın Trump’ın savaş gerekçelerini çürüten ifadelerle dolu raporu ve senatörlerin sözlü soruları karşısında düştüğü acınası durum, Amerikan-İsrail savaşının gayrimeşruluğunun saldırganlar cephesindeki apaçık itirafıydı. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Başkanı Joseph Kent’in, “İran’a karşı yürütülen mevcut savaşı vicdanen desteklemem mümkün değil, İran, ülkemiz için yakın ve acil bir tehdit oluşturmuyordu; ayrıca bu savaşın, İsrail’in ve Amerika’daki güçlü lobisinin baskıları sonucunda başlatıldığı açık” sözleriyle görevinden istifa etmesi belli ki buzdağının sadece görünen kısmını oluşturuyor.
İsrail’in savaşı ABD’nin savaşıdır! İsrail’in bekası Amerikan emperyalist çıkarlarının teminatıdır!
Gerçekten de bu savaş İsrail’in savaşı olarak başlamıştır. İsrail Gazze soykırımından 12 gün savaşlarına Trump’ın açık çekiyle saldırmıştır. İsrail’in savaşının arkasında ABD’nin açık çeki varsa o halde bu aynı zamanda bir Amerikan savaşıdır da. Tabii ki eğer İsrail bu açık çeki bir şantajla ele geçirmediyse. Ya da bu savaşın yaratacağı risk karar vericiler için akıldışı bir gündemin parçası değilse… Örneğin Evanjelist, Hristiyan Siyonistlerin kıyameti ve İsa’nın gelişini hazırlamak için Armageddon savaşını başlatmaya çalışması gibi! Bu temalar son derece popüler şekilde işlense de ABD emperyalizminin ve İsrail Siyonizminin arasındaki maddi çıkar ortaklığının üstünü örtmektedir. ABD’nin İsrail’in savaşına boylu boyunca angaje olması için şantaja gerek yoktur! ABD’de ise Evanjelistler ve Hristiyan Siyonistler bu savaşı başlatmamış, tam tersine Amerikan finans kapitalinin çıkarları doğrultusunda yürüyen savaşı en fanatik ve kararlı şekilde yürütecek elemanlar olarak seçilmişlerdir.
İsrail Siyonizminin soykırımcı ve yayılmacı saldırganlığının arkasında, Filistin direnişinin El Aksa Tufanı hamlesinden bu yana İsrail Siyonizminin yaşamakta olduğu beka sorunu vardır. Siyonizm bu soruna, Eretz İsrail’e doğru genişlemeyi, bunun önünde engel olan Filistin topraklarındaki direniş potansiyelini soykırım metotlarıyla kırmayı, İran’ın konvansiyonel kapasitesini ve nükleer potansiyelini tahrip etmeyi, Lübnan’da, Yemen’de, Irak’ta direniş eksenini oluşturan yapıların silahsızlandırılmasını içeren bir saldırganlıkla cevap vermektedir. Bu saldırgan strateji Siyonist bir motivasyonun ve İsrail’in önceliklerinin bir ifadesi olarak yükselse de, aynı zamanda ve doğrudan Amerikan emperyalizminin stratejisi haline gelmektedir. ABD’nin stratejisi, tüm Batı Asya’yı İsrail’in merkezinde olduğu, Türkiye’nin NATO aracılığı ile, Arap rejimlerinin de İbrahimi Anlaşmalarla bu merkezin etrafında kümelendiği bir yapı ile kontrol etmektir. İsrail bu yapının kilit taşıdır. İsrail yıkılırsa tüm yapı çöker.
ABD’nin İran’da yaşadığı bozgun küresel emperyalist stratejiyi sarsıyor
Batı Asya’da ABD emperyalizminin hakimiyeti çökerse Amerikan emperyalist finans kapitalinin Çin’le ekonomik ve askeri rekabeti ölümcül bir yara alır. Ukrayna savaşını dahi Çin’e karşı odaklanmayı engellediği için bir kambur olarak gören ve Rus tehdidini durdurmayı NATO’nun Avrupalı üyelerine ihale etmeye çalışan Trump için Batı Asya’da işini yaptıracağı hazır bir aracı vardır ve bu İsrail’dir. Ne var ki tam da Batı Asya’da Ukrayna benzeri bir bataklık olmasın diye ABD İsrail’in savaşına tüm gücüyle dahil olmuş ancak kendini Ukrayna’dan da beter bir bataklığın içinde bulmuştur.
ABD savaş makinesinin içine girdiği bataklık ABD’nin cephe gerisinde büyük bir kriz yaşamasına, müttefikleri ile de giderek artan bir gerilim yaşamasına neden oluyor. Trump’ın NATO üyelerine Hürmüz Boğazı’nı açmak için askerî inisiyatif almaları doğrultusunda yaptığı çağrılar birbiri ardına geri çevriliyor. İran’ın vurduğu Körfez ülkeleri, Amerikan hava savunma sistemleri altında sağlayamadıkları güvenliği, başta Çin olmak üzere alternatif diplomatik açılımlarla sağlamanın yoluna giriyorlar. ABD İsrail’in savaşını küresel emperyalist stratejisinin gereği olarak üstlenmiştir. Pasifik’e nazaran dünya savaşının ikincil önemdeki bir coğrafyası olan Batı Asya’da, Çin’e nazaran ikincil önemdeki bir düşman güce karşı savaşı isteği ve planlaması dışında önceliklendirmek zorunda kalmıştır. Bu savaştan İsrail’in zaferini sağlamadan çıkamamaktadır. Savaşa devam ettikçe ise zaafları artmakta, kendi ülkesinin içi karışmakta, bölgesel etki alanı daralmakta, Amerikan müttefikleri içindeki merkezkaç eğilimler artmakta ve en önemlisi küresel ölçekte diz çöktürmek üzere odaklandığı Çin ve Rusya inisiyatif kazanmaktadır.
Bu savaş bizim savaşımızdır! Barışın yolu emperyalizmin yenilgisinden geçmektedir!
Emperyalizmin saflarında “bu savaş bizim savaşımız değil” nidaları yükselirken dünya işçi sınıfı ve ezilenleri tam tersine bu savaşı sahiplenmelidir. Ne İran’daki iktidarı ne de savaşan başka bir gücü siyasi olarak sahiplenmekten bahsetmiyoruz. Emperyalizme ve Siyonizme darbe vuran bu savaşı kendi savaşımız olarak sahiplenmekten ve bu savaşta emperyalizmin ve Siyonizmin yenilgisinin yaratacağı koşulları işçi sınıfının devrimi için kullanmaktan bahsediyoruz. Barışın yolu onu istemekten değil savaşı getiren emperyalist gericiliğin yenilgisinden geçmektedir diyoruz.
Bugün savaşın gidişatı ekmek ve hürriyet için İran’daki burjuva düzenine ve istibdada karşı canı pahasına mücadele eden halkın emperyalizmden ve Siyonizmden en ufak bir beklentisinin dahi olamayacağını göstermektedir. ABD ve İsrail salt bir rejime karşı değil topyekûn İran halkına karşı savaşıyor. Halkı terörle sindirmek üzere sivilleri hedef almakla kalmıyor, İran’ın ekonomik altyapısı ile birlikte bu ülkede emperyalizmden bağımsız bir geleceğin tüm nesnel olanaklarını da tahrip ediyor. İran’ın yoksul emekçi halkı, cefakâr gençleri ve kadınları, her milletten memleketten onurlu insanları ekmek ve hürriyet için mücadelelerinden asla vazgeçmeyecektir. Bu mücadelede kendilerine yapılan zulmü ne unutacaklardır ne de affedeceklerdir. Aynı zamanda da ne emperyalizme ne de Siyonizme boyun eğeceklerdir. Devrim Muhafızları’nın savaş araçları sadece emperyalist ve Siyonist saldırganlığı kırabilir ama bu araçlar halkı bastırmak için kullanıldığı için İran’ın emperyalizme karşı en büyük ve ölümcül zaafını da ortaya çıkartmaktadır. İran’da emperyalist zincirleri kırmaya muktedir tek güç İran işçi sınıfı öncülüğünde emekçi halkın iktidarıdır.
Kürt halkı başta olmak üzere ezilen uluslar için de kurtuluşun yolu emperyalizmin zaferiyle değil yenilgisinden doğacak fırsatları değerlendirerek açılır. Emperyalizmin açtığı yolda halkların birbirine kırdırılması vardır. Emperyalizme karşı açılan yolda ise halkların kardeşliği vardır. Bugün dünya işçi sınıfı ve tüm ezilenler için görev Filistin halkının ilk çelmeyi taktığı emperyalizmi ve Siyonizmi yere çalmak için mücadeleye atılmaktır.
Türkiye’nin yeri emperyalizmin ve Siyonizmin değil yurdunu savunanların yanı olmalıdır!
Türkiye’de de 28 Şubat günü savaş başlar başlamaz ABD Konsolosluğu önünde yaptığımız açıklamadan bu yana Devrimci İşçi Partisi’nin çağrısı bu doğrultudadır. Elbette ki birinci görevimiz kendi ülkemizde bu doğrultuda çalışmaktır. Türkiye’nin ABD’nin yanında İran’a karşı savaşa girmemesi, Türkiye’deki İncirlik Üssü’nün ABD tarafından etkin şekilde kullanılmaması, NATO ülkelerinin ve ABD’nin Türkiye sınırında imha edilen bazı füze ya da hava araçlarını Türkiye’yi savaşa çekmek için bir kışkırtma vesilesi yapmasına rağmen itidalli bir tutumun sürdürülmesi önemlidir ama yeterli değildir. Dahası tüm bunlar Türkiye’de iktidarın ABD ve İsrail’in saldırısını gayrimeşru ilan etmediği gibi meşru vatan savunması yapan İran’ı kınadığı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Malatya’daki Kürecik Üssü bu savaşta gayrimeşru ABD ve İsrail saldırganlığına istihbarat hizmeti sunmaya devam etmektedir.
Halkın emperyalist ve Siyonist saldırganlığa karşı tepkisi iktidar cephesinin yıllardır köpürttüğü mezhepçiliğin kısmen geri çekilmesine vesile olmaktadır. Aynı şekilde halkın tepkisi savaştan önce NATO’ya İran’a saldırma tavsiyelerinde bulunan düzen muhalefetini de ABD ve İsrail’e karşı çıkmaya zorlamaktadır. Bunlar elbette ki olumludur. Ancak Türkiye sömürgeci burjuvazisi her daim yatırımını emperyalizmin ve Siyonizmin zaferine yapmıştır ve yapmaktadır. Bu savaşın gidişatının ABD ve İsrail lehine dönmesi durumunda, meydanın tekrar mezhepçi fitnecilerle, İngiliz Hilafetçileriyle, NATO ve AB solcularıyla, İsrail Turancılarıyla, İran’a demokrasi ihracatına soyunan akbabalarla her meşrepten emperyalist ve Siyonist uşağıyla dolması an meselesidir. Emekçi halkın emperyalizme ve Siyonizme karşı haklı öfkesi devrimci bir anti-emperyalist programla buluşmalıdır.
Türkiye NATO’dan çıksın! İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere emperyalist üsler kapatılsın!
Türkiye’deki Amerikan varlıklarına el konsun! Amerikan sermayesi işçi denetiminde kamulaştırılsın!
Gümrük Birliği’nden çıkılsın! Dolar yasaklansın! Dış borç reddedilsin!
İsrail’e yönelik tam ambargo! İsrail’e karşı ekonomik, diplomatik, kültürel, akademik boykot!
ABD ve İsrail’in yenilgisi için İran’a askeri, ekonomik, diplomatik destek!
22.03.2026 DİP Merkez Komitesi






