Sınıf Belleği: NATO Türkiye’nin boynunda paslı bir zincirdir!

Bir zincir var ki, birileri bunu altın bir madalyon gibi gururla taşır. Aynı zincir ki birileri için paslı, ağır ve soğuktur. Ülkenin bir avuç kapitalisti ve onların siyasetçileri için bu zincir ticaret serbestisinin, yüksek kârların, hazine bonolarının teminatıdır. Milyonlarca işçi ve emekçi için ise zillet, baskı ve eziyettir. Yetmiş dört yıl önce Türkiye’nin boynuna vurulan bu zincirin adı NATO’dur.

18 Şubat 1952: Türkiye’nin NATO’ya girdiği o uğursuz gün

18 Şubat 1952 Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde heyecanlı bir gündü. Tamamı düzen partilerinin vekillerinden oluşan mecliste yüzler gülüyor, herkes sonucunu baştan bildiği bir oylamaya hazırlanıyordu. Yıllardır “Batı’ya açılan kapı”, “Sovyet tehdidi”, “ulusal güvenlik”, “hür dünyanın parçası olmak” diye tekrarlanan yalanlar meyvesini vermiş ve işi nihayete erdirme vakti gelmişti. İşte o uğursuz gün, düzen partilerinin vekilleri aynı yerden emir almışçasına kaldırdılar ellerini ve bir çekimser oya karşı 409 kabul oyuyla, Türkiye NATO’ya girdi.

Türkiye burjuvazisi tekmil vaziyette oyunu vermiş, rahat bir nefes almıştı. Uzun süredir bekledikleri kapı açılmıştı. O kapının ardında sermaye için yeni pazarlar, yeni ortaklıklar vardı. Türkiyeli patronlar NATO şemsiyesi altında “komünizm belasından” korunmayı umuyordu. Türkiye’nin NATO’ya girişi, memleketin işçi ve emekçilerinin geleceği için alınmış bir karar değildi. Bu karar, bu topraklarda işçinin emekçinin sırtından geçinen bir avuç patronun, Amerika öncülüğündeki emperyalist sistemle kurduğu ortaklığın resmî belgesiydi. Ve bu ortaklığın bedeli, Kore’de yoksul işçi ve köylü çocuklarının kanıyla ödenmişti.

Türkiye NATO’ya girdi, NATO Türkiye’yi zapt etti

Bir kapı açıldı, Türkiye NATO’ya girdi. Bir kapı daha açıldı, NATO Türkiye’ye girdi. Amerikan postalları Anadolu topraklarını çiğnedi. Emperyalist gemiler limanlarımıza demirledi. Üsler inşa edildi, uçaklar indi. İncirlik’te nükleer silahlar, Kürecik’te radarlar... Türkiye Sovyetler Birliği’nin yanı başında, emperyalizmin ileri karakolu haline getirildi.

NATO’nun işi sadece üs kurmak, silah konuşlandırmak değildi. NATO, Türkiye’nin içine bir “düzen” yerleştirdi. Bu düzen, işçinin örgütlenmesini durduracak, halkın sesini kesecek, sokakları korkuyla dolduracak bir düzendi. Gitgide büyüyen Türkiye işçi sınıfının mücadeleye yönelişini durduracak araçlar NATO laboratuvarlarında üretildi. Gladyo, kontrgerilla, Komünizmle Mücadele Dernekleri… Grevlerde, meydanlarda, sokaklarda işçi sınıfı ne zaman ayağa kalksa bu karanlık ağın tezgâhları sahaya sürüldü. CIA’nın ön ayak olduğu komando kamplarında yetişen faşistler işçi sendikalarına, sosyalist örgütlere Amerikan silahlarıyla saldırdı. NATO’nun eliyle beslenen bu karanlık düzen, işçinin sesini boğmayı kendine görev bildi.

NATO’nun laboratuvarından çıkan kontrgerilla, sokaklara indi. Öncü işçiler, devrimci gençler, sosyalist aydınlar faşist kurşunların hedefi oldu. Kontrgerilla 1977 1 Mayıs’ını kana buladı. Ardından Maraş’ta, Çorum’da mezhepçi katliamlar yaptı. İşçi sınıfının büyük önderlerinden DİSK’in kurucu başkanı Kemal Türkler’i öldürdü.

Bu kirli hattın en kanlı durağı ise 12 Eylül darbesi oldu. Amerika’nın “bizim çocuklar” dediği generaller tanklarını işçi sınıfının ve sosyalistlerin üzerine sürdü. İşçi sınıfının onlarca yılda dişiyle tırnağıyla kazandığı haklar bir gecede gasbedildi. Grevler yasaklandı, sendikalar kapatıldı, işçi önderleri ve sosyalistler zindanlarda işkenceden geçirildi. Bunlar olurken Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin “Bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra gülme sırası bizde!” dedi.

Bugün 12 Eylül’ün düzeni hâlâ ayakta. Taşeron, güvencesizlik, sendikasızlık, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, grev yasakları… Bugün fabrikada, şantiyede, madende işçinin karşısına dikilen ne varsa o darbenin ve NATO’nun mirasıdır.

Her şey açık, meydandadır: NATO Türkiye işçi sınıfının kanlısıdır, düşmanıdır. NATO’nun ellerinde Türkiye işçi sınıfının kanı vardır.

İşçinin, emekçinin, mazlum halkların düşmanı

NATO işçi sınıfının düşmanı. NATO mazlum halkların da düşmanı. Bu emperyalist savaş örgütü, dünyanın dört bir yanında mazlum halklarının ümüğüne çöker. İşgal ettiği her ülkeye kan ve gözyaşı taşır. Ardında ise sefil bir halk, yıkıma uğramış bir ülke bırakır. Amacı emperyalist patronlar biraz daha semirsin diye dünyanın dört bir yanını yağmalamaktır. İşte bu ülkenin patronları da Türkiye’yi bu yağmaya ortak etmek istediler. Bir zaman sonra Türkiye, NATO'da aldığı görevlerle ve topraklarımızda bulunan emperyalist üslerle komşu ülke ve halklar için emperyalist tehdidin merkezi konumuna geldi.

Daha dün Filistin’i yerle bir eden İsrail, İran’a saldırırken Kürecik’ten gelen istihbarata güvendi. NATO üyesi Türkiye gidip de o radarın şalterini indiremedi çünkü elleri NATO üyeliğiyle zincirlenmişti!

İncirlik Üssü’nde ise Amerika’nın atom bombaları duruyor. Olası bir savaşta hedef alınacak ilk yer burası. Bu emperyalist haydutlar yeni bir dünya savaşına girişirse ateşle kavrulacak topraklarımızda ot bile bitmeyecek ve biz milyonlarımızla öleceğiz. Ateşle oynuyorlar, milyonlarca işçiyi ve emekçiyi ateşe atıyorlar!

İşte bu yüzden bilinçli ve onurlu her işçi Türkiye’nin NATO üyeliğinden gurur değil utanç duyuyor. Türkiye'nin NATO üyeliği ve emperyalist üslere ev sahipliği yapması hem Ortadoğu (Batı Asya) için hem de bu ülkenin emekçi halkı için bir tehdittir. “Türkiye NATO’dan çıksın, İncirlik ve tüm emperyalist üsler kapatılsın!” sloganının ardında yatan işte bu gerçeklerdir.

18 Şubat 1952’de Meclis’te kaldırılan eller, Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkın geleceğini emperyalizme zincirledi. Yetmiş yılı aşan süredir boynumuza vurulan bu zincirin kırılma vakti geldi! NATO’dan çıkalım, emperyalist zincirleri kıralım!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Şubat 2026 tarihli 197. sayısında yayınlanmıştır.