Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi yeni ve gerçekçi olana çağırıyor: Devrimci sınıf siyasetine!
Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi, dünyanın fırtınalarla dolu bir döneme girdiği, dünya çapında ve Türkiye’de sınıf mücadelesinin keskinleştiği bir dönemde gerçekleştirildi. Düzen partileri için ve bu tür partilere öykünen sol partilerin pek çoğu için kongreler seçimlerden ibaret görülür. Ama bir devrimci sınıf partisi için kongreler çok farklı bir anlam taşır. Devrimci İşçi Partisi, Bolşevik-Leninist örgütlenme anlayışını esas alan bir parti olarak, üyelerin katıldığı etkin ve sürekli bir iç tartışmayı, günbegün işleyen bir eleştiri-özeleştiri mekanizmasını ve tüm bunları kapsayan eylemde tam ve kesin birlik ilkesini esas alır. Leninist gelenekte bu anlayışın adı demokratik merkeziyetçiliktir. Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi aylarca süren, partinin iç yayın organı olan Militan’da yayınlanan raporlar ve yazılarla, tüm parti birimlerinde yapılan tartışmalarla, kongrede kılı kırk yaran, kuyumcu titizliğiyle tartışılıp formüle edilen kararlarla, bir demokratik merkeziyetçilik örneği sunmuştur. Sungur Savran yoldaşın yeniden Genel Başkan seçildiği, iki kongre arasında partiyi yönetmekle görevli olan Merkez Komitesi’nin belirlendiği seçimler de demokratik merkeziyetçilik çerçevesinde başarıyla gerçekleştirilmiştir. Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi’nin kararlarının bazıları merkez yayın organımız Gerçek’in internet sitesinde (https://www.gercekgazetesi1.net/tum-kongre-belgeleri) yayınlanmaktadır. Devrimci İşçi Partisi, 8. Kongre’nin çizdiği istikamet doğrultusunda 2026’nın zorlu mücadelelerine “Yeni ve gerçekçi tek siyaset devrimci sınıf siyasetidir” şiarıyla atılmaktadır.
Bir fırtınalar çağında devrimci politika: “Kapitalizmin krizini devrimle aş! Emperyalist savaşı devrimle durdur!”
8. Kongre’nin dünya durumuna ilişkin kararında kapitalizmin dünya çapındaki yapısal krizi (Üçüncü Büyük Depresyon) ve bu krizle birlikte hem emperyalist gericiliğin ve barbarlığın yükselişi hem de dünya ölçeğinde mayalanan devrimci dinamikler ele alındı. Devrimci İşçi Partisi’nin dünyaya bakışında sınıf düşmanını ne gözde büyütmek ne de küçümsemek vardır. Bilimsel sosyalizmin ve devrimci Marksizmin tarihsel birikimi bize gericilik ve barbarlığın karşıtıyla yani sınıf mücadeleleriyle, halk isyanlarıyla ve devrimle birlikte var olduğunu göstermektedir. İşte bu bilinçle Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi Enternasyonal marşının dünya işçi sınıfının kalbinde yer eden “Bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” mısrasını bayrağına yazmış ve şu şiarı yükseltmiştir: “Kapitalizmin krizini devrimle aş! Emperyalist savaşı devrimle durdur!”
Bu devrimci perspektif son derece önemlidir ve arka planında işçi sınıfına ve ezilenlere duyulan güven bulunmaktadır. İşçi sınıfına güven, kapitalizmin bilimsel tahliline, tarih bilincine ve günbegün süren sınıf mücadelelerinin deneyimine dayanır. İşte işçi sınıfına duyulan bu güvendir ki tüm dünya soluna hâkim olan küçük burjuva kötümserliğini parti saflarından uzak tutmaktadır. Tüm dünyada emekçi halklar “denize düşen yılana sarılır” misali burjuva düzen siyasetinin bir ucundan diğerine savrulurken, işçi sınıfına güven duymayan, işçi sınıfının gücünden yoksun kalan sol hareket emekçi halka alternatif bir yol göstermek şöyle dursun, bir yandan post-modern, kimlikçi, liberal savrulmalarla diğer yandan milliyetçi, şoven, göçmen düşmanı sapmalarla emperyalist kapitalizmin yılanlarına en önde sarılanlar olmaktadır. Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi dünya solundaki bu savrulmalar karşısında, Trotskiy’in kaleme aldığı IV. Enternasyonal’in 1938 Geçiş Programı’ndaki büyük tespitin halen geçerli olduğunu, içine girdiğimiz dönemde düne göre daha da geçerli olduğunu vurgulamıştır: “İnsanlığın krizi bir kez daha proletaryanın önderlik krizinde düğümlenmektedir.”
Bilimsel sosyalizm ve devrimci Marksizm emperyalist kapitalizmin fırtınalı denizlerinde, işçi sınıfı ve tüm ezilenler için bir deniz feneri ise Devrimci İşçi Partisi’nin önüne koyduğu görev de bir fırtınalar çağında insanlığı kurtuluşa götürecek olan aracı yani işçi sınıfının devrimci partisini hem ulusal hem de uluslararası düzeyde inşa etmektir. Bu proletaryanın önderlik krizinin Bolşevik Leninist çözümüdür. Krizin faturasını işçilere, emekçilere, yoksul köylülere yıkan, emekçi halkın mücadeleyle elde edilmiş tüm sosyal-ekonomik kazanımlarına saldıran, yoksulluğu, hayat pahalılığını ve işsizliği dayatan krize karşı ancak böyle bir önderliğin varlığı ile direnebiliriz. Sınıf mücadelesinin, halk isyanlarıyla ve devrimlerle taçlandığı yerlerde ise ancak sınıf içinde mevzilenmiş Bolşevik-Leninist partinin öncülüğü ile zafer kazanabiliriz.
Aynı şekilde insanlık ancak proletaryanın önderlik krizini aşarak emperyalist savaşın kurbanları olmaktan kurtulabilir. Ukrayna’daki NATO savaşından İsrail’in Gazze soykırımına, İran’a yönelik emperyalist/Siyonist terör saldırılarından Venezuela ve Küba’ya karşı tehditlerle bezenmiş zor uygulamalarına uzanan ve bir Üçüncü Dünya Savaşı’nın koşullarını hazırlayan barbarlık atağını durdurmak bundan önceki Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda olduğu gibi işçi devrimleriyle mümkün olacaktır: “Emperyalizmin savaşı hem barbarlığın hem de devrimlerin yatağıdır!”
Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi dünya savaşına karşı pasifist hayalleri reddediyor. Devrimci İşçi Partisi, emekçi ve yoksul kitlelerin bir yandan emperyalist/Siyonist terörle korkutulup yıldırılmasına diğer yandan burjuva pasifizmiyle uyutulmasına bir proleter askeri politika ile karşı çıkıyor. Emperyalistler, pasif bir bekleyişi bir yana bırakalım, her geçen gün başka bir ülkeye saldırarak daha fazla kan döküyor. Devrimci İşçi Partisi öncelikle safları berraklaştırıyor. Geçmişten bugüne süreklilik arz eden bir perspektifle, ABD’nin başını çektiği Batı emperyalizminin, bugün Pasifik’teki müttefiklerini de kışkırtarak, ölümcül üçüncü büyük depresyondan çıkmak için gözünü kararttığını, Rusya ve Çin’i kuşatma stratejisiyle, kutuplardan, okyanuslara kadar doğal kaynakları, ticaret yollarını kontrol altına almak üzere büyük bir savaş hazırlığı içinde olduğunu tespit ediyor. Faşizmin yükselişini de bu hazırlıkların bir parçası olarak görüyor. Faşizm, Trump’tan Meloni’ye, Le Pen’den Milei’ye ve Modi’ye birtakım şahsiyetlerin ya da partilerin aşırı eğilimlerinin değil, emperyalist finans kapitalin çıkarlarının bir sonucudur.
Devrimci İşçi Partisi, NATO’nun krizini, emperyalistlerin kendi iç çelişki ve çatışmalarını ayrıntısıyla analiz etmekte ve dikkatle takip edilmesini salık vermektedir. Ancak bugün somut olarak Ukrayna’dan Batı Asya’ya ABD öncülüğünde emperyalizm bir büyük cephe halinde saldırmakta, İsrail bu saldırının mızrak ucu işlevini görmektedir. Bu saldırganlık karşısında tarafsızlık asla kabul edilemez. Devrimci İşçi Partisi işçi sınıfını ve ezilenleri tek doğru istikamete çağırmaktadır: “Barışın yolu emperyalizmin yenilgisinden geçer!”
Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.









