Geçim krizi derinleşirken sendikalar nerede?

Ranault

Yüksek enflasyon ve sürekli artan fiyatlar nedeniyle temel ihtiyaçlara erişim giderek zorlaşmaktadır. Gıda, kira, ulaşım ve fatura giderlerinin maaşlar üzerindeki baskısı artmış, ücretler bu yükselişe yetişemez hale gelmiştir. Alım gücünün her geçen ay daha da gerilemesi, fabrikalarda “çalışıyoruz ama geçinemiyoruz” ifadesini yaygın bir gerçeklik haline getirmiştir.

İşsizlik ve güvencesizlik kaygısı da çalışma yaşamının belirleyici unsurlarından biri haline gelmiştir. Mevcut işini kaybetme endişesi, işçilerin hem çalışma ortamındaki tutumlarını hem de hak arama eğilimlerini etkilemektedir. Bu durum, daha sessiz ve temkinli bir işçi profilinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Bu ekonomik ve sosyal tabloya paralel olarak sendikal yapılara ve 1 Mayıs sürecine yönelik eleştiriler de artmaktadır. Özellikle metal işkolunda örgütlü Türk Metal Sendikası başta olmak üzere bazı sendikalar, işçileri ortak bir mücadele hattında birleştirme konusunda etkisiz kalıyorlar. 1 Mayıs gibi sembolik bir günde dahi güçlü ve ortak bir sesin ortaya konulamaması, işçi hareketi açısından tartışma konusu olmaktadır.

1 Mayıs, işçi sınıfının tarihsel hafızasında yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda hak arama iradesinin, dayanışmanın ve sınıf bilincinin görünür olduğu önemli bir mücadele günüdür. Ancak ülkemizde bazı büyük sendikaların bugünü kitlesel ve mücadeleci bir biçimde sahiplenmemesi, işçi hareketinin etkisi üzerine soru işaretleri doğurmaktadır.

Sendikaların temel varlık nedeni, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmektir. Bu görev yalnızca toplu sözleşme süreçlerinde ücret pazarlığı yapmakla sınırlı değildir. Tarihsel olarak işçi sınıfının elde ettiği kazanımların büyük bölümü sokakta, meydanda ve kolektif mücadeleyle kazanılmıştır. Bu açıdan bakıldığında, 1 Mayıs gibi sembolik ve politik önemi yüksek bir günde geri planda kalınması, sendikal hareketin mücadele kapasitesini zayıflatmaktadır.

Eleştirel bir bakışla değerlendirildiğinde, kitlesel katılımı teşvik etmeyen ve daha kontrollü bir sendikal anlayış, işçi sınıfının örgütlü gücünü zayıflatıyor. İşçilerin yalnızca bireysel hak arayan çalışanlara indirgenmesi, sınıf bilincinin zayıflamasına ve kolektif hareket etme refleksinin körelmesine yol açıyor.

 İşçi sınıfı olarak sendikaları daha etkili, mücadeleci bir çizgide kalmaya zorlamalıyız. Yalnızca üye olarak değil, aktif birer özne olarak sürece dahil olmalıyız. Karar alma mekanizmalarına katılarak örgütlü bir şekilde mücadele etmeliyiz. Sendikalarımıza üye olmakla yetinmeyip sendikalarımıza denetleyerek sahip çıkmalıyız.

                                                                                                                                              Bursa OYAK Renault’dan bir işçi

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mayıs 2026 tarihli 200. sayısında yayınlanmıştır.