Başyazı: Emperyalizm ve Siyonizm yenilecek: Bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak!

Başyazı: Emperyalizm ve Siyonizm yenilecek: Bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak!

28 Şubat sabahı ABD ve İsrail birlikte İran’a tamamen gayrimeşru ve terörist nitelikte bir saldırı başlattı. Bu saldırıya karşı tutumumuz nettir: Katil ABD İran’dan elini çek! Batı Asya’dan defol! Bu savaş bizim savaşımız değil diyemeyiz. Bu savaş bizim savaşımızdır. Safımız Amerikan emperyalizminin, İsrail Siyonizminin, onlarla birlikte hareket eden İngiliz, Fransız, Alman Avrupalı emperyalistlerin, onlara hizmet eden işbirlikçilerin karşısındadır. İran’daki iktidarın ve kurulu düzenin de bir sermaye düzeni olduğunu biliyoruz. Ne oradaki iktidarı ne de düzeni savunuruz. Ama bu savaşta haklıyı ve haksızı da ayırırız. Bu savaşta haklı olan İran’dır. Haksız olanlar ABD’dir, İsrail’dir ve onlarla saf tutanlardır. Mücadelemiz haksız, yağmacı ve soykırımcı bu büyük şer cephesinin yenilgisi içindir.

Ve yenilecekler! Er ya da geç yenilecekler. Saldırganlıkları emperyalist düzenin içine düştüğü ekonomik krizdendir. Emperyalistler artık kimseyi parayla kandıramıyor. Güç gösterisi yapıyorlar çünkü giderek zayıflıyorlar. Dünyayı biz yönetiriz diyorlar ama ABD’de de Avrupa’da da kendi devletlerini dahi yönetmekten, ülkelerini bir arada tutmaktan acizler. Trump da Netanyahu da bu çürümüşlüğün vücut bulmuş hallerinden başka bir şey değildir. Dünyaya demokrasi ve özgürlük getireceklerine dair yalanlarına da artık kimse kanmıyor. Emperyalizmin ve Siyonizmin misyonu dünyayı büyük bir Epstein adasına çevirmekten başka bir şey değildir. Gazze’deki gibi İran’da da çocukları hedef almaları bundandır! Asla bir yanlışlık değildir. Emperyalist/Siyonist terörün bir gereğidir! Vahşetleri ve barbarlıkları emperyalist düzenlerinin çürüyerek gebermekte oluşundandır!

Bu savaş bizim savaşımızdır. Ve bugün bu savaşta görevimiz emperyalist/Siyonist barbarlık ve teröre karşı büyük bir sınıf savaşı cephesi açmaktır. Fabrikalarda emperyalist şirketlerin sömürdüğü işçiler, tarlalarda emperyalist tekellerin ezdiği köylüler, emperyalist tefecilerin geleceğini çaldığı emekçi ve yoksul milyonlar bu cephenin neferleridir. Türkiye’de açılacak bu sınıf savaşı cephesinin başlıca hedefi Türkiye’nin NATO’dan çıkması, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere emperyalist üslerin kapatılması, ülke içindeki ABD’ye ait yatırımların ve varlıkların işçi denetiminde kamulaştırılmasıdır. Özetle Türkiye’nin emperyalist/Siyonist terör savaşına bir destek üssü olmaktan çıkarılmasıdır.

Bu mücadele aynı zamanda her dilden memleketten insanımızın ekmeği ve hürriyeti içindir. Sınıf savaşı cephesinde kuru soğana talim etmek yok! Bizi kuru soğana mahkûm edenlerden kurtulmak var! Emperyalizmden, Siyonizmden ve işbirlikçilerinden arındırılmış bir Batı Asya’da ve Türkiye’de işsizlik ve pahalılık cenderesini kırıp atmak, yağmaya son verip tüm zenginlikleri hakça paylaşmak var! Zillete son vererek onurlu ve insanca yaşamak var!

Bu savaş bizim savaşımızdır. İşçi sınıfının öncülüğünde bir insanlık savaşıdır. Bu savaşta emperyalizme vuran her kimse selam olsun ama asla patron sınıfına ve onların milliyetçiliğine güvenmeyiz. Çünkü tarih bize patronların emperyalistlerle bozuşsalar bile en fazla kendi ülkelerinin işçilerinden, emekçilerinden ve yoksullarından korktuklarını öğretmiştir. Tarih bize bir ulusun başka bir ulusu ezdikçe özgür olamayacağını öğretmiştir. Sömürgeci patronların sömürgeciliğe devam etmek için büyük emperyalistlerin himayesine girmesi işten bile değildir. Değil İran’da, Türkiye’de ve dünyanın hiçbir yerinde ulusların özgürlüğü patron ve ağa sınıflarına emanet edilemez. Emperyalistler geldikleri gibi giderler. Ama patronların iktidarı sürdükçe gittikleri gibi de geri gelirler. İşçi sınıfı insanlığın tek güvencesidir. Ordular yenilir, devletler yıkılır ama modern toplumda yok olmayacak olan tek güç işçi sınıfıdır. Patron sınıfı işçi sınıfı olmadan kâr edemez, emekçi halk olmadan ordularını kuramaz! Patron sınıfı mezar kazıcılarını arttırmadan var olamaz!    

Emperyalizmin ve Siyonizmin yenilgisinin insanlığın zaferiyle taçlanması ancak devrimci işçi iktidarıyla mümkün olabilir. Bunun için işçi sınıfı sendikal örgütlenmelerle yetinmemeli; iktidarı hedeflemek için sermayeden, devletten, emperyalizmden bağımsız bir devrimci parti olarak örgütlenmelidir. Emperyalizmi yenmek için ise işçi sınıfının tüm emekçi halkı etrafında toplayarak devlet olarak örgütlenmesi şarttır. Yani devrimci işçi iktidarı gerekir. Devrimci İşçi Partisi bu yolun yolcusudur. Bir ütopyadan bahsetmiyoruz. Dünya tarihi iki büyük küresel savaş gördü. Emperyalizm bizi bir üçüncüsüne doğru sürüklüyor. Birinci Dünya Savaşı da İkinci Dünya Savaşı da işçi devrimleriyle son buldu. Devrimci İşçi Partisi 8. Kongresi’nin çağrısı işte bu tarihsel gerçeğe yaslanıyor: Kapitalizmin krizi devrimle aşılacak! Emperyalist savaş devrimle durdurulacak! “Bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak!” 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.